yunuskusan1 @ hotmail.com

Bir uğultu sonrası tonlarca karın altındayım. Ağırlıklar eziyor bedenimi. 

Şimdi sadece nefesimin sesini duyuyorum.  

Ve ben çok üşüyorum.

 

Her taraf karanlık… 

Ben yerimden kımıldayamıyorum.  

Hafif olan kar meğer ne kadar da ağırmış. Şimdi daha iyi anlıyorum.

 

Dışarda koşuşturmalar ve sesler duyuyorum.

 

_’Buradayım!! İşte şurada. Ayaklarınızın tam bastığı yerdeyim…’ Diye bağırmak istiyorum, ama nafile. 

Kimse duymuyor beni. Oysa ben, şu karanlık dünyamda duyuyorum herkesi. Öyle ki üzerimde onların ağırlıklarını bile hissediyorum.

 

Dışarı verdiğim her nefes, yüz çehremde buzdan bir kalıp örüyor. Dolayısıyla nefes almaktan zorlanıyorum şimdi. Ve ben çok üşüyorum.

 

 Annem geliyor aklıma, her dara düştüğümde veya her inlediğimde yanı başımda duran biricik annem. O şimdi burada olsaydı üzerimde ki karları elleriyle eşeler ve karın altından çıkarırdı beni. Ve o sıcak yüreği ile ısıtırdı tüm bedenimi.

 

Şimdi çok yalnızım. 

İniltilerimi duyacak ve beni teskin edecek kimsecikler yok yanımda.

 

 Bembeyazlar içinde simsiyah kesilir mi hayat? Gündüzken bir anda karanlığa döner mi dünya?

Kaç dakika sonra donar insan?

 

Korkuyorum şimdi.

 

Oysa hiç korkmaz cesur biriydim ben. Ama şimdi...Şimdi çok korkuyorum. 

Yalnız ve kimsesizim şimdi. 

Çığlıklarımı kimse neden duymaz? 

Çaresizlik denen şeyi üşüyerek yaşıyorum şimdi.

 

Yanaklarımı sıcak damlalar ısıtıyor. Buz kesilen bedenimde donmayan, sessiz, sıcak ve yavaş akan bu damlalar gözyaşlarımdan başkası değil. Ve şimdi ben ağlayarak üşüyorum.

 

Uykum ağırlaşıyor. 

Şimdi döşeğim ve yorganım soğuk karlardır benim.

 

Ve uyumak istiyorum. 

Göz kapaklarım ağırlaşıyor ve ona hâkim olamıyorum artık.

 

Çok uzaklarda bir ışık görüyorum.  

Işığa bakıyor ağır ve bitkin gözlerim. 

Işığa koşuyor bitkin bedenim.

Sonra Annemi görüyorum. 

O tatlı ve güler yüzlü annemi…

 

(Bahçesaray ilçemizde çığ altında kalarak vefat edenlere Rahmetle…)