yunuskusan1 @ hotmail.com

Yeryüzünde bulunan her şey bir ‘neden’ için var olmuştur. Yani ‘boşuna’ diyebileceğiniz hiçbir şey yeryüzünde yoktur. Her şey kendisine verilen görevi yerine getirmekle yükümlüdür. Mesela koca koca dağlar dünyanın dengesini sağlamak için heybetle dururken, güneş dünyaya ışık ve ısı yaymak için doğar. Ağaçlar insanlığa oksijen ve meyve verirken, inek ve koyunlar süt verir. Okyanusların derinliğinde yaşayan balıklar veya yerin metrelerce altında yaşayan kurtçuklar… Evet, bunların hiçbiri boşuna yaratılmamıştır. Bunlar görevlerini yerine getirirken büyük bir sorumlulukla yerine getirirler. Görevlerinde bir aksaklık ve bir düzensizlik asla görülmezgöremezsiniz. Yedi göğü birbiriyle tam bir uyum içinde yaratan O, [ne yüce]dir: Rahmân'ın yaratışında hiçbir aksaklık göremezsin. Gözünü bir kez daha [ona] çevir: Hiç kusur görüyor musun? (Mülk-3)

Âlem her an görevini büyük bir ciddiyet ve itaatle yerine getirecek ‘canlılara şahit olmaktadır. Öyle ki; bazı –yeni- canlılar ya ilk defa keşfediliyor ya da keşfedilmeyi bekliyor. Çünkü El-Hâlık ve El-Bâri olan Allah, büyük bir ciddiyetle yaratılış görevini en iyi şekilde, yani büyük bir sorumlulukla yerine getirmektedir. Öyle kutsal kitapta yazıldığı gibi ‘Rab altı günde âlemi yarattı, yedinci günde istirahate çekildi’ mantığıinancı büyük bir yalan ve iftiradır. Çünkü Allah’ın istirahate ihtiyacı yoktur.  Tabiatta yaratılan her şey kendilerine biçilen görevi büyük bir sorumlulukla yerine getirmekle yükümlüdür. Buda sünnetullahtır.

Nasıl ki yeryüzünün ekolojik dengesi güneş, dağ, yağmur, ağaç ve hayvanlarla sağlanıyorsa, yeryüzünün idaresi de şüphesiz ki -bu dengeyi bozmayacak- adilce ve merhametle yönetecek bir varlıkla olabilir. Evet, bu varlık yaratana karşı olan sorumluluğunun yanında hemcinslerine, doğaya ve hayvanata olan sorumluluğunu da en iyi şekilde yerine getirmek zorundaydır. Zor ama kutsal bu görevi -yükü ve sorumluluğu- üstlenecek bu varlık diğer yaratılmışlardan farklı bir şekilde donatılmalıydı ki görevini layıkıyla yerine getirebilsin. Zira bu ancak akıl ve irade gibi büyük bir nimetle olabilirdi. Yüklenilecek bu sorumlulukla yeryüzüne halife olma teklif ve görevi hiçbir mahlûk kabul etmezken, insan bu teklifi kabul ederek büyük bir sorumluluğu da yüklenmiş oldu. “Gerçek şu ki, Biz [akıl ve irade] emaneti[ni] göklere, yere ve dağlara sunmuştuk; ama (sorumluluğundan) korktukları için onu yüklenmeyi reddettiler. O (emanet)i insan üstlendi; zaten o, daima haksızlığa ve akılsızlığa son derece meyyal biridir.” (Ahzap-72)

 İnsan öncelikle kendisini yaratan ve kendisini sınırsız rızıklandıran Allah’a karşı sorumludur. O’na karşı olan sorumluluğu en iyi şekilde yerine getirmelidir ki oda ancak iyi bir kul olmakla olabilir. Allah’a karşı kulluk görevini en iyi şekilde yerine getiren insan doğal olarak, diğer sorumluluklarını da yerine getirmiş oluyor. Çünkü insanın doğaya, insanın insana ve insanın hayvana olan mesuliyetini Allah belirlemiştir. İnsanın o yükü (akıl ve irade) yüklenmesi, onu diğer yaratılmışlardan üstün kılmıştır. İnsanın hemcinsine olan üstünlüğü ise ‘takva’ yani sorumluluk bilincini taşımasıyla olur. Takva; her ne kadar ‘Allah’ın emirlerini yerine getirip nehiylerinden de sakınmak’ olarak tanımlansa da, takvanın ‘sorumluluk bilinci’ anlamında kullanan âlimlerimiz de olmuştur. T. IZUTSU, Muhammed ESED, Mehmet OKUYAN ve Mustafa İslamoğlu bunlardan sadece bir kaçı.

Sorumluluk, kişinin kendine ve başkalarına karşı yerine getirilmesi gereken yükümlülüklerini zamanında yerine getirmesi zorunluluğudur. Sorumluluk, karakterin en önemli öğelerinden biridir. Sorumlu olan kişi kendi üzerine düşen görevleri ve işlevleri zamanında ve istenilen şekilde istenilen biçimde yerine getirmek zorundadır. Dolayısıyla insan böyle ağır bir sorumluluğu alması büyük bir imtihanı kabul etmesi demektir. Bu sorumluluğun ağırlığını Rabbimiz kitabında şöyle açıklamıştır: Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz. (Haşr, 59/21) Bu ağır sorumluluğu layıkıyla yerine getiren kulunu cennetiyle müjdelerken, bu sorumluluktan kaçan asi kulunu da cehennemiyle uyarmıştır. Tabi ki yüce yaratıcı bu zorlu sınavda kuluna -kitaplar ve peygamberler göndererek- yardımcı olmuş ve onu yalnız bırakmamıştır. Şüphesiz biz ona (doğru) yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister nankör. (İnsan, 76/3) Bu yolun adı da İslam’dır.

İslam, Allah’a teslimiyetin hayata dönüşmüş biçimidir.
Bu teslimiyet, bu dünyada silmi(barış), öte dünyada selameti (ebedi mutluluk) getirecek bir teslimiyettir. Bu teslimiyetin zemini, insan bilincinin en rafine halini ifade eden “sorumluluk bilinci”, yani takvadır. Sorumluluk bilincinin en düşüğü, insanın eşyaya karşı
sorumluluğu; zirvesi ise, insanın Allah’a karşı sorumluluğudur. Sorumluluk bilincinin bizatihi kendisi, insanın, insanda, insanca gerçekleştirdiği en temel inşa hareketidir.(M.İSLAM)  
Sorumsuz insan sürekli başkaları tarafından güdülen insandır. Sorumlu insan ise, yapılması gereken bir işi zamanında yapabilmek için inisiyatifi ele alıp kendiliğinden harekete geçebilen insandır.