vanhavadisgazetesi @ hotmail.com

Sesimde kırgınlık, gözümde yaş, yüzümde durgunluk var.

Ama kimse fark etmiyor.

Boş ver.

Bilmesinler, görmezden gelsinler, umursamasınlar.

Ben kötü olduğum gibi iyiyim.

Kötü olduğumu iyi bilsinler, üzüntümü neşe bilsinler, ağlayışımı mutluluk bilsinler.

Boş ver.

Ben kötü olduğum gibi iyiyim.

Yaprakların sararıp döküldüğü, kuru soğuğu olan bir sonbahar günüydü. Hava açıktı, güneşliydi. Kahvaltımı yaptıktan sonra dışarıya çıktım.

Kuşların cıvıltısı, sabahın sersemliği ve hafif esen rüzgar ile dolaşmaya başladım. Bir ağaç yaprağının sararıp düşmesi aslında insan ömrünü anlatıyor. Doğacaksın, büyüyeceksin, yaşlanacaksın ve öleceksin.

Asıl önemli olan yaşadığın zamanları pişman olacağın şeyler ile geçirme. Yani sahibine meyve verebilirsin ama nasıl meyve verdiğin önemli. Herkesin bakış açısı farklıdır.

Ben sonbahara yalnızlık olarak bakıyorum. Sonbaharın geldiğini bulutlara bakıp ağlayarak, kendime bakıp hiçbir şey göremeyince anlıyorum.

Yalnızlığı: bulutların sessizce ağlayışlarıyla, o gözyaşının bir pencerenin üzerinde kalmasıyla, uçurum ucundaki sessizlikle, dalgalanan denizin sesiyle, en çok sevdiğin müziğin içtenliğiyle, sokak lambalarının geceler boyu yanmasıyla, Ay’ın geceyi aydınlatma çabasıyla, ilk sarılmadaki gözyaşıyla, eşsiz olan ona özgü kokusuyla, gülüşündeki samimiyet, gözbebeğinin içindeki parıltının içtenliğiyle anlatabilirim ancak.

Bu yalnızlığı yaşayacağız ki ilerde tek olmayalım. Bu sonbaharı yaşayacağız ki ilerde yazı görelim.

Her zaman olduğu gibi iyi yalnızlıklar.