yunuskusan1 @ hotmail.com

A-‘Bencil inanç’ ailesi

Her insan yaşadığı çağın şahididir. Ve nasıl ki insan ömrünün bir sonu varsa  şahit olunan çağın da bir sonu vardır.

Otuz, kırk, altmış, seksen veya yüz… İnsan kaçında olursa olsun, yok olma gerçeğinden asla kaçamayacaktır.(Nisa-78)

İnsanoğlunun yaratılışı ve sonunda da ölümle nihayete eren hayatı üzerine biraz düşünüldüğünde birçok soru zihin dünyamızda şekilleniyor.

Örneğin;

Soru-1

-Diğer canlılar gibi doğup, gelişen ve sonrada yok olan -akıl ve irade sahibi- insan; ölmek için mi veya yemek, içmek, çoğalmak, eğlenmek veya kendisinden daha zayıf olanı ezmek veya zulme uğramak için mi yaratıldı?  

Bu soruya karşın, bozulmamış her fıtrat şüphesiz ki  ‘ hayır’ cevabını vermektedir.

Soru-2

- Madem –bozulmayan- her fıtrat ‘hayır’ cevabı veriyorsa; o halde insan niçin yaratıldı?

Bu soruya Kur’an şu cevabı verir.

-  İnsan Allah’a kulluk için yaratıldı.(Zariyat-56)

Soru-3

-Namaz kılınarak, oruç tutularak, Hac’a gidilerek, zekât verilerek, sarık takılarak, takke takılarak, şalvar giyinerek, tespih çekilerek, örtünerek, salâvat getirilerek, hatim indirilerek veya sadece kalbimizin temiz olması Allah’a kulluk için yeterli mi?

Bu sorulan verilen Cevap:

- Evet, yeterli, tabi ki…

Rutin,  kısa ve bencilce cevaplar. Bencilce diyorum zira bu sorulara verilen böylesi kısa cevapların toplumda yaşanan -olumluolumsuz- realiteler karşısında bir karşılığı yok. Son soruya verilen cevapta da anlaşılacağı gibi ‘kulluk bilinci’ sadece bireyselliğe indirgenmiş durumda. Yani sadece kendini kurtarman, kendin yapman veya sadece kendini doyurmanla Allah’a kulluk görevi yerine getirilmiş olunuyor. İşte böylesi bir inanca ‘bencil inanç’ adını veriyoruz.

 Yani başkasının açlığı, susuzluğu, mazlumiyeti veya başkasının düşmüş olduğu günah, fücur ve ifsat bataklığı ‘bencil inanca’ mensup olanları ilgilendirmiyor. Başkasının hüznüne, kederine ve derdine ortak olmak onun acısını paylaşmak gibi vicdani eylemler  ‘bencil inanca’ sahiplerin kitabında maalesef yer almamaktadır.

Zira ‘bencil inanca’ sahip olanların kabullendiği ve yaşadığı bu din; ne Allah’ın dini, ne Cebraillin getirdiği din ve ne de Peygamberlerin anlattığı dindir. Böylesi bir kulluk anlayışını ne fıtrat, ne vicdan ve nede yüce yaratıcı kabul eder.

Soru-4  ‘Bencil inanca’ sahip insanlara;

- Mazlum, aç veya günaha batan insanların durumu ne olacak? Onlara kim yardım edecek? Gibi bir soru yönelttiğinizde ise verilen cevap:

Allah…  Verilen bu cevapla sorumluluğu üstlerinden attıklarını zannediyorlar.

  Bu tür sorulara verilen cevaplar aslında yüzyıllardır hep aynı. Çağlar, insanlar değişse de bu cevaplar hiç değişmedideğişmiyor. Çünkü sorumluluktan kaçınan kolay ve rahat bir hayatı tercih edenlerin verecekleri farklı bir cevapları yok.  Çünkü insan, kolayına- rahatına geleni kendisi yaparken, bedel gerektiren ve zor gördüğünü de Allah’a bırakır. Toplumda yaşanan her türlü olumsuzlukta kendini sorumlu tutmayan insan, yaşanan olumsuzlukların faturasını –utanmadan- yüce yaratıcıya keser.

‘Bencil inanca’ sahip insanlara yöneltilen sorulara verdikleri cevaplar böyle iken, ‘tevhidi inanca’ sahip olanlara yöneltilen bir soruya verilen cevap ise şöyle:

Soru:

- Allah; düşmüşe, mazluma, aç kalmışa, madde bağımlısına, işkence görene, haksızlığa uğrayan kullarına nasıl yardım eder? Veya Allah;  şirk koşan, günah işleyen, ifsat çıkaran kullarını nasıl uyarır?

EL- Cevap

 Allah, fıtratlarından uzaklaşarak vahşileşen, bencilleşen, zalimleşen beşere insan olduklarını hatırlatmak için -Cebrail meleği aracılığıyla- vahiyler ve bu vahiyleri insanlara örnek bir yaşantıyla anlatan nebi, Resul peygamberler göndermiştir. Peygamberlerden sonra bu ulvi görevi yerine getirecek olanlar ise yüreğinde vicdan taşıyan, merhametli, imanlı, adaletli tüm Müslümanlardır. Dolayısıyla ‘insanları iyiliğe davet etmek ve kötülükten uzaklaştırma görevi’, namaz kılmak, oruç tutmak gibi tüm Müslümanlara farzdır.

 

Peygamberler; Rablerinden aldıkları mesajı topluma iletmek için yerlerinden  -bir daha oturmamak üzere- kalkan ve insanları işledikleri kötülüklerden dolayı uyaran( Müdessir-2), o toplumun içinden insanlardır. (Ali İmran-33)

Bu Peygamberlerden kimisi; Hz. Musa gibi çoban, Hz. İdris gibi terzi, Hz. Davut gibi demirci, Hz. Zekeriya gibi marangoz, Hz. Süleyman gibi kıral ve kimisi de Hz. Yusuf gibi bir bakan idi. Anlaşılacağı üzere peygamberler,  toplumun her sınıfında yer alan insanlardır.  Peygamberler, geçimlerini oturdukları yerlerden veya insanlara dini nasihatlerde bulunarak sağlayan insanlar değillerdir. Aksine peygamberler,  geçimlerin çalışarak, ter dökerek ve bedel ödeyerek sağlayan onurlu insanlardır.

Peygamberler, kendi kavminin insanları gibi giyinen onlar gibi çarşı Pazar dolaşan insanlardır. (Furkan- 7) Onlar gibi acıkan, üzülen, kızan ve ağlayan… Onlardan farkı ise, Allah’tan vahiy almaları ve fıtratlarından uzaklaşmamış olmalarıdır. (Fusilet-6)

Peygamberler, insanları bencilce yaşam tarzlarından vazgeçirmek için gönderilen ‘elçilerdir’.

Peygamberler, insanları kula kulluktan kurtarıp sadece Allah’a kulluğa çağıran ‘müjdecilerdir’.

Peygamberler, fıtratlarına geri dönmeyi ret edenlere - yani insan olmaktan vazgeçenlere- ve Allah’a kulluktan kaçanlara cehennem azabını hatırlatan ‘uyarıcılardır’.

 İşte Peygamberlerin örnek, hayırlı ve bedel gerektiren bu çalışmalarına; ‘davet, tebliğ,  irşat ve inzar’ çalışması deniyor.

(Devamı gelecek)

Yunus KUŞAN