vanhavadis @ hotmail.com

Sözlük manasıyla: Bütün özlemlere, bütün isteklere eksiksiz bir biçimde ve sürekli olarak erişilmekten duyulan kıvanç durumudur, şeklinde tanımlanır buna benzer yüzlerce binlerce tanımı vardır. Tabii ki, gerçek olan hiçbir insan hiçbir varlık asla ve asla bu fiziki âlemde bütün özlemlere ve isteklere erişmedi, erişmeyecektir. Peki, hal böyle olunca kıvanç durumu duygusuna erişemeyecek miyiz yanı mutlu olamayacak mıyız? İşte burada asıl mutluluk sebebi olan şeyin, iç âlemimizde bizim mutluluğu nasıl tanımlamamıza bağlı. Evet, eğer bizler öznel bir mutluluk duygusu geliştirirsek ve tanımlarsak daha mutlu olacağımızın kanısındayım.

Bizler, bu tanımı kendi, olanak, kültür, inanç, eğitim gibi değerlerin yanında evrendeki her bir varlığa ve canlıda nasıl bir iz bırakır edasıyla oluşturursak belki de mutlu olmamız artacak ve daha kıymetli olacaktır.

 

Ben mutlu olmayı şu şekilde kendimce değerlendiriyorum. Ben neyim, evrende ne ifade ediyorum. Mutluluk getiren şeylerin bende ki değeri ne? Mutluluk getiren ne ise gerçekten mutluluk verici midir? Bu sorulara cevap kişisel bir haza bağlı olarak naçizane sizin yorumunuza bırakıyorum. Ben hayatımda tanımladığım mutluluğa değinmek isterim. Şöyle bir misal vermek isterim: bir zamanlar babam bana lastik (hotu ) bir ayakkabı aldığında mutluluktan gözüme uyku girmiyordu. Ya da annem bize yemek yaptığında gözümüz de, midemiz de gönlümüz de duyardı. Bir sene boyunca bir elbiseyle yaşardım. Yeni bir  kazak ve ya paltolun bana ertesi sene getirildiğinde, bir çanta bir çorap alındığından, kardeşlerimle aynı odayı paylaştığımda, çamurla oyuncak yapıp oynadığımda, tarlada karınca kararınca çalıştığımda, çiçeklerle böceklerle, hayvanlarla iç içe olduğumda, arkadaşlarımla emniyet içerisinde dışarıda oynadığımda, ilkokulda bana eğitim veren öğretmenim hem öğretmen hem ressam hem müzisyen hem dost hem arkadaş hem ruhumdan bir anne, baba gibi olduğunda, öğretmenim bana selam verin dediğinde ve kendisi ise her yaştaki insanlara selam verdiğinde mutluluktan gözüme uyku girmezdi.  Bendeki mutluluk tanımı bu: insanın doğal yaşaması ve şartlara göre kendi hakkı hukukuna riayet ederek ve her canlının da hak hukukuna saygı duyarak tevazu içerisinde araçları, maddiyatı amaç edinerek değil araç edinerek yaşaması. Maddi şeyleri mutluluk sebebi yaparak tanrılaştırmaması, mutluluğunu sadece maddi şeylere ve görsel şeylere bağlamamasıdır. İç âleminde ve çevresinde mutlu olacağı bunca sebep varken, sahip olmadıklarımıza değil; sahip olduklarımıza bir bakalım mesela; bütün evreni ve içerisindekileri verseler bir gözünüzü verir misiniz, ya da yüreğinizi ya da şerefinizi ya da eğitiminizi ya da sevginizi ya da ya da… vermezsiniz.  demek ki mutlu olacağımız çok şeyler var. oksijensiz kalmayı tüm evrene ve evren içerisindeki tüm maddiyata değiştirir misiniz? Yanı insanın mutlu olması için ila yatların katların olmasına gerek yok. Yanı mutlu olma tanımını bizler değiştirdik. Mutluluk, içinde bulunduğumuz ortamın bize kattığı neşeyi, sevinci; acıyı, kederi, yerli yerinde yaşamayı bıraktık. Dersiniz acı, keder nasıl mutluluk verir? Eğer samimi bir şekilde paylaşılırsa bakın ne kadar haz verip insanı mutlu ediyor. Mutluluğumuzu hiçbir zaman ulaşamayacağımız fani, maddi değerlere bağladık, kendimize bile ikiyüzlü olmaya başladık. Mesela insanı en çok mutluluk veren şerlerden biri hata en önemlisi insanın kendine ikiyüzlü olmamasıdır. Evvela, kendini insan kabul etmesi ve insan olmak için bir eksikliği varsa gidermesi. Ve insan olmayı tamamladığında herkese insan gözüyle bakabilmesidir. Evrende bulunan her varlığın onun kadar yaşamaya hakkı olduğunu idrak etmesi. Her canlıya özlem duyması ve her canlının yaşamasına, haklarına özlem duyması istek duyması insanın inanılmaz mutlu eder. Hem özlemi hem isteği hem kendisinin canlı olarak yaşaması hem de her canlıya da yaşama hakkına sahip olması inanılmaz mutlu eder insanı. İnsanın özlemi, isteği eksiksiz bir biçimde insan olmaksa ve bu manada ilim, irfan, akıl, zihin, mantık, eğitim, öğretim, zihinsel dönüşüm gibi değerleri geliştirilse ona lastik (hotu)ayakkabı da bir çorap da bir elbisede bir lokma kuru ekmek de mutluluk verir. 

Demem o ki mutluluk, ruhu canımızla evrene nasıl baktığımızın tezahüratıdır.

Sonuç olarak, günümüzde 10 insanın tok olabileceği yemeği bir insanın aç gözlülükle bir öğünde yediği, yüzlerce insanın giyebileceği elbisenin sadece bir kişide toplandığı bu anda nasıl bir mutluluk olur. Gönüllerin, yüreklerin, beyinlerin, duyguların, hislerin, aşkların hiçe sayıldığı; ilmin, irfanın edebin, nezaketin, eğitimin gibi değerlerin kıymetli olamadığı evrenin, dünyanın içinde nasıl mutlu olabiliriz?  Bunları elde tekrar elde etmeye ve mutlu olmaya bakış açımızı değiştirmeye, yüreğimizde yeter kabiliyetimiz de yeter yanı kötü değerleri hiçe saymak iyi olanlar üzerinde insan olabilmek elimizde ve fazlasıyla buna muktediriz. O zaman mutlu olmaya var mısınız? Her şey içinizdeki evrenle başlar dışınızdaki sizinle zamanla zaten değişir…

 Meesalam…