yunuskusan1 @ hotmail.com

Laikliğin yoğun bir şekilde tartışıldığı bugünler laiklik konusunu bir daha düşünmemize, araştırmamıza ve okumamıza vesile olmuştur. 21. Yüzyılın en modern çağının yaşandığı bu çağlarda biraz zihin jimnastiği yaptığımızda; 1-Neydi Laiklik? 2-Ne zaman ve niçin bu topraklara sokuldu? 3-Yüzde doksanı Müslüman olan ve Laiklikle yönetilen ülkemizde bu sistemden kimler en çok memnun? 4-Bugün Laiklik sistemini tehlikeye sokacak bir görüş, düşünce veya örgüt hala var mı? 5-Ve son olarak, Laikliğin teminatı bugün kim veya kimler?

Laikliğin kabullenmiş genel tanımı; din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması şeklindedir. Orta çağda yönetim üzerinde etkin olan (Katolik) dini baskıyı kaldırmayı hedefleyen bir yönetim şeklidir Laiklik. Yönetim üzerinde dinin etkisini, dinin üzerinde de devlet otoritesini bitirmeyi hedeflemiştir. Dolayısıyla insanların düşünce veya inançlarını özgürce dillendirdikleri ve yaşadıkları bir yönetim şeklidir Laiklik.

Evet, Osmanlı İmparatorluğunun son bulup yerine Türkiye Cumhuriyetinin temellerinin atıldığı 1920’li yıllar ve sonrasında oluşan yönetim şekli, bir önceki yönetim şeklinden tamamen farklı ve bağımsızdı ki oda batıdan ithal edilen Laiklik rejimidir. Laiklik sisteminin bu topraklarda kabul edilmesiyle, dini temsil eden veya din adına hizmet eden her türlü kurum, kuruluş ve kişilere karşı sindirme ve yok etme operasyonları başlamış. Ve başlatılan ‘yok etme’ operasyonlarının faturası da maalesef çok ağır olmuştur. (Bu konu hakkında geniş bilgi için ‘Sessiz Çığlıklarımız’ adlı kitabımıza bakılabilir) Sonuç olarak Laiklik sistemini bu halka kabul ettirmek öyle çokta kolay olmamıştır.

Bugün dönüp tarihe bakıldığında o günden bugüne tam 100 yıla yakın bir zaman geçmiştir. Dolayısıyla da düne bakıldığında çok şeylerin değiştiğini rahatlıkla görebiliyorsunuz. Laiklik temeli ile atılan Türkiye Cumhuriyeti zamanla Mustafa Kemal Atatürk’ün kendi düşüncelerinin ağırlıkta olduğu bir yönetim şekline dönüşmüştür ki o da (sonradan kazanaılan bir isim olan) Kemalizm’dir. Laiklik sadece isim olarak anayasada yerini almıştır. Zira yönetim şeklini ise farklı ‘izmler’ almıştır.

Örneğin dinin devlet üzerindeki hâkimiyetine (her türlü kanlı baskılarla) son verilirken, devletin din üzerinde ki etkisine dokunulmamıştır. Diyanet kurumunun kurulmasıyla tüm imamlar, vaazlar ve hutbeler devlet eliyle seçiliyor, düzenleniyor ve dizayn ediliyordu. Laikliğe değil Kemalizm’e karşı duran, eleştiren kim varsa en acımasız şekli ile cezalandırılıyordu.

Laikliği okurken laiklik ile Sekülerizm’in temel tanımlarının aslında aynı olduğunu öğreniyoruz. Sekülerizm’in temel tanımı da din ve devlet işlerinin ayrı olmasıdır. Ama bugün Sekülerizm bu tanımın dışında sadece ‘dünyevileşme’ olarak tanımlanır ve bilinir. Bundan dolayı şu tespitimizi rahatlıkla söyleyebiliriz; dün laiklik adını kullanan veya Mustafa Kemal ATATÜRK’ün askeri olduğunu iddia ederek ülkeyi kaosa sürükleyen zihniyetin silahını bugün muhafazakâr veya liberal kesimler almıştır. Bugün Laiklik düzenini koruduğunu söyleyen bu kesim ülkeyi ekonomik olarak refah düzeyine çıkarmayı başarmış olsa bile (seküler) dünyevileşmekten maalesef kendini kurtaramamıştır. Düne kadar tüm ataları ve medreseleri bu düzen için ortadan kaldırılan muhafazakâr (dindar) kesim,  (ne kadarda dillendirmeseler bile sinelerinde sakladıkları) bugün Laik düzenden çok memnun görünüyorlar.

Muhafazakâr veya dindar halkın akıbeti böyle iken, Laiklik düzene Dersim’de, Koçgiri’de, Agırı’de ve Zilan’da katledilerek kurban edilen Kürt halkının torunlarının bugün düştükleri durum (muhafazakâr kesimden) çokta farklı değil aslında. Özellikle 1980 sonrası kendilerine yapılan hakareti, sindirilmeyi ve haksızlığı kabullenemeyen ve çareyi dağlarda örgütlenmede bulan Kürt hareketi, aradan geçen 40 yıla yakın zaman zarfı  (verilen onca ağır bedellere rağmen) sonrası bugün laikliğin teminatı olduğunu söylemesi bizleri hayrete düşürmekte ve düşündürmektedir. 

Yani anlayacağınız;

Kemalistler! Laik düzeni korumaktan ve Mustafa Kemal ATATÜRK’ün askeri olmaktan vazgeçmiş, (MLKP, DHKP C, TIKKO) kurdukları veya tabi oldukları (veya dolaylı yollardan destek verdikleri) sol örgütlerin askeri olmayı tercih ederek T.C düzeni için bir tehlike olmuşlardır.

Muhafazakâr (dindar) kesim, dünyevileşmenin rahat ve huzurunu tattıkları bu son 10 yılda, ‘Şeriat’ yönetimi talebinden vazgeçerek Laik düzenin bir vatandaşı (eferi) olmayı daha çok tercih ediyorlar.

Yıllardır Kürdistan devleti kurma arzusuyla yanıp kavrulan ve bu uğurda çalışan (Sosyalist Kürtçü)Kürtler ise, siyasetin baş döndürücü, konforlu ve albenili yaşamına çok hızlı adapte olmuştur. Kürt siyaseti üzerinde milletvekili, belediye başkanı veya belediye encümeni gibi sıfatları kazanarak bu sayede kendileri ile beraber çevrelerindekileri de ekonomik olarak kalkındıran (Sosyalist) Kürt önderleri, bugün seküler hayatın vermiş olduğu rahatlıktan ve ‘dinci’ kesimin bölgede artma endişelerinden olacak ki ‘Laikliğin teminatı bizleriz’ diyebilmekteler.

Evet. Bir zamanlar Laik sistem için tehlike unsuru olan dini ya da Kürtçü hareketler seküler hayat sayesinde aksi bir rol alarak, bugün Laik düzenin bir eferi olmuşlardır. Dolayısıyla da kimse endişe etmesin Laik düzen emin ellerde…

Yunus KUŞAN