yunuskusan1 @ hotmail.com

Son yirmi yılda hiç mi başarılarımız olmadı? Veya ‘neden her zaman olumsuz düşünüyor ve eleştiriyorsunuz? gibi soruları da almıyor değilim.

Cevabım şu; Son yirmi yılda, olumlu bakan, konuşan, alkışlayan, öven ve yazan o kadar çok İslamcı! kalemşör, akademisyen ve hocalar var oldu ki… Bugün ortalık bu tiplerden geçilmiyor. Samimiyetten uzak, durmadan kahraman ilan eden, eleştirmeyen, alkışlayan, yaşanan her olumsuzluğu veya söylenen her yanlışı bir hikmete bağlayan hastalığının getirdiği enkaz ortada…

Hem siz –son yirmi yılın- olumlu tarafını yazın ben acı tarafını, siz alkışlayın ben haykırayım, siz övün ben eleştireyim. Yoksa bir birimize benzeriz. Yani tek tipleşiriz. (Tek devlet, tek millet sloganlarını atan, ‘bizimkisi bir aşk hikâyesidir’ şarkısını söyleyen ‘beyaz Müslümanlar’ haline gelindiği gibi)  Ki son yirmi yılda oluşan buharlaşma veya kopuşun da böylesi bir inanç, yaşayış ve algıda saklı olduğuna inanıyorum.

Son yirmi yıl iyi analiz edilirse bu tespitlere eklemeler, çıkarmalar veya eleştiriler –tabi ki- yapılacaktır. Ama ön yargısız, tarafsız, samimi duygularla -vicdan penceresinden- bakan herkesin, yaklaşımının bu yönde olacağı kanaatindeyim.  

Yukarıda sıralamış olduğum üç neslin yetişmesinde veya artmasında İslamcıların hiç mi payı yok?

Toplumu çekip çevirmesi gereken veya toplumu ıslah etmeye aday İslamcıları ‘siyasi bir sarhoşluğun’ sardığını kabul edelim. İslamcı cenahın bu realite nedeniyle, ana gayesinin dışına çıktığını ve farklı kulvarlarda at koşturduğunu kabul edelim artık. Hatta bu kabullenme vaktinin de çoktan geçtiği kanaatindeyim.

Neden son yirmi yıl?

Yirmi yıl demek yirmi yaşında bir delikanlı demek. Yesrib’i Medine’ye dönüştüren Musab demek. (Eşini evliliğinin ilk günü terk etmek zorunda kalan ve) Uhud’da şehit düşen Hanzala demek. Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaş demek. Ergenlik çağı bitmiş, akıl buluğ çağına ermiş, hedefler, ideolojiler ve inançlar artık –kişide- oturmuş demek. Yani demem o ki; son yirmi yıl, bir nesil demek.

Son yirmi yılda yaşanan Kopuş ve buharlaşmaların nedenlerini biraz daha açmam gerekirse.

1-Güç karşısında eğilmemizin yanında, layık olmadığımız makamlara getirildiğimiz, baş döndürücü mekânlarda ağırlandığımız, kokteyli ve parfüm kokulu ortamlarda -bilmem hangi şahıs karşısında- ceketimizi iliklediğimiz ve Ata’ya saygı adına bir dakikalık duruş sergilediğimiz anların bir sonucu olarak muhalif kimliğimizi kaybetmemiz,

2-Çiçeği burnunda siyasi İslamcılığa soyunanalar -verilen örneklerden de anlaşılacağı üzere- asıl kimliğinden uzaklaşmasının yanında bazı kavramların gerçek anlamından da –maalesef- uzaklaştı. Örneğin; İktidar olmayı cenneti kazanma, adam kayırmayı sıla-i rahim, torpili sevap, rüşveti hediye, ihaleleri cemaatine vermeyi infak, flörtü iş arkadaşlığı, münafıklığı takkiye olarak görmeleri ve yorumlamaları gibi.

3-Allah ‘ Cihada çıktığınız zaman bir kısmınız geride kalsın.’ (Tevbe-122) buyurur. Bu ayet, cihaddan dönenlere güç olmaları, onlara hakkı ve sabrı tavsiye etmeleri için bir kısım Müslümanın geride kalmasını isterken. Bizler ise tüm iyilerimizi (veya iyi bildiklerimizi) siyasete soktuk veya sokmaya zorladık. Yani, siyasi yolda hata yapabilecek veya günah işleyeceklerimize hakkı ve sabrı tavsiye edecek kimseyi geride bırakmadık. Var olanlara da burun kıvırdık. Dolayısıyla İslamcı kimliğini koruyan veya korumaya çalışanların nasihat ve eleştirilerini –menfaatimize dokunduğu için-  basit gördük, dikkate almadık ve hatta hain ilan ederek onları ötekileştirdik.

4-Toplumun öncüsü, dinamitleri ve gençlerin rol modeli olan ağabeylerimizi, hocalarımızı – ‘siyaseti iyiler yönetsin’ mantığıyla- alkışlarla ve sloganlara öne sürdük ve sonunda da –Türkiye siyasetine- onları kurban verdik. Ankara havasına alıştırdığımız –toplumun öncüsü- bu hocalarımızı –ne acıdır ki- bir daha sokağımızın havasına yönlendiremedik.

5-28 Şubat’ın ezilmiş mağdurları, ,iktidarı ele geçirerek mağrurlaştılar. Yıllarca Darul Harb olarak gördükleri sistemin başına geçince de krallaştılar. Musa gibi geldiler lakin Musa gibi gitmediler. Yusuf oldular lakin Yusuf gibi yönetemediler. Ebuzer’diler lakin -eleştirdikleri- Muaviye haline geldiler.

6-Günümüz gençleri artık, siyasi liderleri sadece kendilerine rol model alıyor/aldılar. Onlar gibi dünya lideri olmak, onlar gibi giyinmek ve onar gibi konuşmak.

7-Davetçilerimiz, ellerinde projelerle SODES’den para kazanmanın yolunu tuttular. Sendika veya partilerde (il veya ilçe) başkanı olmak için koşuşturdular ve ter döktüler. 28 Şubat öncesi kardeş olanlar, iktidar pastasından pay kapma adına birbirlerini itibarsızlaştırdılar.

8-Doksanlı yıllarda –mahremi olmayan- yabancı erkeklerle kapı ardından konuşan, onlarla göz teması kurmaktan hayâ eden ve onlarla tokalaşmaktan kendini koruyan bacılarımız bugün özel gün ve gecelerde –gayet öz güveni yüksek, göz alıcı kıyafetlerle- ülke sorunlarını çözmeye çalışan birer bayan haline geldiler.

 Bir daha tekrarlamam gerekirse, saraya yakın ama sokağa uzak siyasetimiz bizi halktan, akrabadan ve komşudan etti. Ve sonuç olarak da buharlaşıverdik