yunuskusan1 @ hotmail.com

Hiç kimse kutsal değildir. Ve her kes sorgulanacak kadar günahkâr ve hatalı varlıklardır.

Hiçbir tarikat ve cemaat (lider ve şeyhleri dâhil) cenneti garantilememiştir. Zira kimin cennetlik olduğu hesap günü ortaya çıkacaktır.

Gerek FETÖ operasyonları, gerek Ensar ve gerekse Fıkıh- Der’de yaşanan ‘çocuk istismarlığı’ toplumun tarikat ve cemaatlere olan güvenini artık bitirmiş durumda.

Dolayısıyla da tarikat ve cemaat kavramının yeni bir kavram veya isimle vücut bulması gerektiğine inanıyorum..

İslamcılığın ‘siyasallaştığının’ güçlü ve açık hissedildiği bu dönemde, siyasal İslamcılık imtihan ve rehavetini büyük yenilgiler yaşıyor ve büyük manevi kayıplar verdik/veriyoruz.

Karışık düşünceler, yöntemler ve anlamlar içerisindeyiz bugün.

Rotasını kaybetmiş bir haldeyiz. Çaresiziz ve -bize gelen- her sinyali bir kurtuluş olarak algılıyoruz.

Üzerine hakikat yazılı her kapıdan içeri girdiğimizde kapıda yazılanın –aslında- bir ‘aldatma’ olduğunu sonradan öğrenecek kadar ferasetten yoksunuz artık. 

Yaşanan haksızlıklara tepkisiz kalacak kadar hissiz, duygusuz –adeta- bir ölü gibiyiz. Neye ve niçin inandığını bilmeyen, ‘şirk inanç ve amelini’ ibadet olarak zanneden ‘bilinçsiz müslümanlar’ haline geldik.

 

Algı sistemimizde oluşan ‘Allah rızası kavramı’, dilenen ‘bir dilencinin’ samimiyeti ile özdeşleşmiş durumda.

Saygı ve sevgiyi hak etmeyenlerin ‘saygı ve sevgi zehirlenmesi’ yaşadığı bir çağa şahit olmaktayız. Âlim ve bilginlerimizin tevazu ve adaletten yoksun ‘kibirli’ bir birey olduğunu hayretle izliyoruz bugün.

İslam devleti kurma veya şehit olma arzusuyla ülkelerini terk eden ve bu uğurda mücadele edenlerin -sonradan- ‘şer güçlerinin gayri meşru çocuklarıyız’ itirafını hayretle izlediğimiz bir zaman dilimindeyiz.

Aynı kitabı okuyan, aynı dersleri dinleyen, aynı giyinen, aynı konuşan, aynı âlimleri takip eden ama küçük bir neden sonrası, bir birini tekfir eden ve birbirini boğazlayan Müslümanları –hüzünle- izlediğimiz bir dönemi yaşıyoruz.

-Dünden bize miras kalan- camiasını ‘ehl-i tevhid’, camiası dışında ki topluluğu ‘ehl-i şirk’ olarak gören tekfircilik hastalığının hızla yayıldığı ana şahit oluyoruz.

 

 Dolayısıyla ‘İslami kimliğin’ ağır darbeler aldığı son yirmi yılda, İslami kimliğin yeniden inşası şart. Buda ancak vahiy, mütevattir sünnet, akıl ve fıtrata dönerek olabilecektir.

 

Dolayısıyla, Son yirmi yılda üç farklı neslin yetiştiğini görüyor ve okuyorum. Yetişen bu neslin karşısında ‘kimliğini yeniden inşa eden ve kuşanan’ Müslümanlara çok ihtiyaç var ve çok iş düşmektedir. Geçmişte yapılan hatalar iyi tahlil edildiğinde geleceğe sağlam tohumların atılacağına inanıyorum.

 

1-DİNDAR NESİL

 

Millete yukarıdan bakan ‘göbeğini kaşıyan’ bir dindar! nesil türedi. Dindar! bir görüntü sergileyen lakin zinayı, haramı, yalanı ve rüşveti hayatında eksiltmeyen dindar bir nesil…

 

Kitap okumayan ama okumuş görünen, Bilmeyen ama bilmiş görünen, 

İyi bir kulluk yaşantısı olmayan ama dindar görünen, 

Anlamamış ama anlamış görünen bir nesil… Anlayacağınız son yirmi yılda, olduğu gibi görünmeyen ama samimiyetten yoksun ve gösterişi seven bir dindar! nesil yetişti.

 

Gayesinin dışına çıkarak kime ve neye hizmet ettiğini bilmeyen hedefsiz bir dindar! nesil yetişti. Her fırsatta ‘Milli duygu’ vurgusu yapan ama ‘manevi duygudan’ yoksun bir ‘dindar Nesil’...

 

Halktan ve sokaktan uzaklaşan ama saraylara yakınlaşan bu dindar! nesil, tabi ki halkın acısını hissedemez ve onları anlayamaz. 

İktidar olmaya kendini adapte eden ona oynayan bu neslin çalışmaları ‘ıslah’ çalışmalarını gölgede ve geride bıraktı maalesef.

 

Doymayan bu obur nesil, ‘aç kalan komşunun’ inlemelerini doğal olarak duymuyor. 

Kimliği zedelenmiş, kişiliği netleşmemiş, fıtratından uzaklaşmış ve şehevi arzularına kul olmuş bu dindar! Nesil işsiz, parasız ve 

–dolayısıyla- bekâr kalmışların çığlıklarını tabi ki göremez, duyamaz ve hissedemez.

 

Evet Komşusunu, dostlarını, akrabasını, anne ve babasını beğenmeyen onları basit, küçük ve hor gören dindar! bir nesil yetişti.

 

Nasırlaşmış ellerin acısını bilmeyen, alın teri kavramını anlamayan, helal kazancın tadına varmayan, emeksiz bir kazanca alıştırılmış, şımarık dindar! bir nesil...

 

2- PROZAC NESİL

 

Evli olduğu halde eşi dışında dostlar edinen sapık yetişkin bir nesil -son yirmi yılda daha fazla- yetişti.

 

Sevgilisine, küçücük çocuğunu öldürtecek kadar vahşi ve zalim anneler! Yetişti.

 

Boşamış olduğu eşini, tüm insanların önünde 

–kurbanlık koyun gibi- boğazlayan gözü dönmüş babalar! yetişti.

 

Bir avuç toprak için bir birlerini balta, kürek ve kazmalarla parçalayan köylüler yetişti.

 

 Ev sıcaklığını hissetmeyen, anne ve baba şefkatinden uzak, sıcaklık ve samimiyeti esrar ve bonzai kullanmakta bulan ve sokakları kendilerine mekân edinen gençler –son yirmi yılda daha fazla- yetişti.

 

Modayı takip eden, dizi sanatçılarına özenen ve onlar gibi giyinen, konuşan ve hareket eden taklitçi –kukla- kızlarımız -bugün daha fazla- yetişti.

 

Gerçek hayattan bi haber, iletişimden uzak, öz güveni olmayan sanal âlem kahramanı çocuklar yetişti.

 

Evlilikleri bir yılı bulmayan, araba değişir gibi eş değişen ‘aile kurumunu’ içselleştirmeyen edep ve hayâdan uzak çiftlerimiz yetişti.

 

………

 

3-DÜŞÜNEN VE SORGULAYAN NESİL

 

   Nasıl bir duruşa, kişiliğe ve kimliğe sahip olmalıyız? Söylemlerimiz ne ve nasıl olmalı? Kimi neden örnek almalıyız? Kime neden bağlanmalıyız? Kimi neden desteklemeliyiz? Hangi kitabı okumalıyız? Hangi yazar veya yazarları takip etmeliyiz? Hangi mezhebe bağlanmalıyız? Dış şeklimiz nasıl olmalı? Bir cemaate bağlanmalı mıyız? Bir şeyhin müridi olmak zorunda mıyız? Kimin dediği doğru veya kimin doğrularına inanmalıyız? Doğru, kime ve neye göre doğru? Yanlış, kime ve neye göre yanlış? İyi ve kötü kavramlarını neye göre belirliyoruz? Kimin iyisi bizim için iyi veya kimin kötüsü bizim için kötü?  Hiçbir cemaate veya lidere bağlı olmadan cenneti kazanamaz mıyız?

 

 Günümüz gençlerinin kafasına takılan bu tarz sorular onları bir arayış içerisine sokmuş/sokuyor/sokmaktadır. Bu tarz soruların sorulması aslında normal, anormal olan ise gençlerin –sorularına- tatmin edici cevaplar bulamamasıdır. Sorularına tatmin edici cevap bulamayan ‘sorgulayan nesil’ kendini sonunda büyük bir boşluğa bırakmaktadır..

 

 Sorgulayan nesli bu tür soruları sormaya zorlayan –şüphesiz- birçok neden vardır.

 

 Mesela;

 

 1-İslam sahasında varlığını sürdürmeye çalışan veya varlığını ispatlamaya çalışan, birbirinden farklı, birbirlerini reddeden, birbirlerini tekfir eden ve hatta birbirlerini boğazlayan  –giyiniş ve şekilleri aynı veya farklı- o kadar çok cemaat, tarikat ve mezhep var ki hangisinin doğru veya hangisinin yanlış olduğunun kestirilememesi?

 

2-Birbirlerini sapıklıkla, kâfirlikle, münafıklıkla ve fasıklıkla itham eden cemaat, örgüt, tarikat veya bunlara öncülük eden lider, üstad, ağabey ve hocaların böylesi bir uğraş ve çabalarına öncülük etmesi…

 

3-Peygamber a.s’ın vefatından sonra, a) Selefi Müslüman, b)Şia Müslüman, c)Sufi Müslüman, d) Tevhid-i Müslüman e) Nurcu Müslüman, f) Vehabi Müslüman g) cihatçı müslüman ğ) Laik Müslüman, h)Sosyalist Müslüman, ı)Liberal Müslüman, i) milliyetçi Müslüman gibi ‘Müslüman türlerini’ görmesi...

 

4-Kendini ‘islamcı’ olarak tanımlayan -veya tanıtan- bazı kişilerin ahlaktan yoksun olması…

 

5-Yatılı kuran kurslarında meydana gelen çocuk istismarlarına şahit olunması…

 

6-Diyanet gibi -dini temsil ettiğini iddia eden- önemli bir kurumda dönen torpilciliğe şahit olunması…

 

7-Bir zamanlar topluma rol model olan ‘İslamcıların!’ mal, makam sahibi olduklarında veya siyasi kulvarda popüler bir şahsiyet haline geldiklerinde ‘masa, kasa ve nisa’ imtihanlarını kaybettiklerine şahit olunması…

 

8-‘islamcı!’ cemaatlerin birbirlerine çelme takmalarına ve liderlerini itibarsızlaştırmalarına şahit olunması…

 

9-Cemaat veya tarikat liderlerinde görünen ‘ene’ hastalığına şahit olunması…

10- Peygamber a.s’ın zühd hayatını anlatan ama kendileri lüks bir hayat sürdüren ‘şeyh, seyda, ağabey veya hocalara’ şahit olunması…

11- Siyasi iktidarların potasında eriyen cemaat ve tarikatların, ruhsuz ve hissiz bir hale dönüşmelerine şahit olmaları gibi.

Bu vb. olumsuz hadiselere şahit olan birçok genç maalesef İslam dininden soğumakta, hatta birçok gencin ateist veya deist olmasına neden olmuş/olmaktadır.