adak65 @ hotmail.com

İnsanın mağaradan, dal ve yaprakla yaptığı barınağa göç etmesinden sonra kentleşmeye doğru ilk adım atılmış oldu. Bu ilk adım sonrasında oluşan olumsuz gelişmeler kentsel sorunların yadsınamaz olduğunu ve kentlerde planlamanın kaçınılmaz bir olgu olduğunu ortaya koydu.

Günümüze kadar olagelen ve kentsel sorunlara kısa erimli (vadeli) çözümler getirmek isteyen düşüncenin egemen olması sonucunda kentler (özellikle gelişmekte olan ülke kentleri) bugünkü karmaşık düzene erişmiştir. Ancak olması gereken, insana saygılı, insan ölçeğinde, insanın geçmişini göz önünde bulunduran bugünkü ve gelecekteki gereksinimlerine yanıt verebilecek, uzun erimli (vadeli), köktenci bir yaklaşımla kent planlamanın yapılması ve bu doğrultuda kent bilincinin verilmesidir.

Kentlerde daha iyi bir yaşam getirmeyi amaçlamak, insancıl çalışmalara katkıda bulunmak, kent düşünce yapısının iyileştirmek ve gelişmesine yardımcı olmak gerekmektedir.

Kent, yaşayan bir düzenektir. Yani dinamik bir yapısı vardır. Bu düzeneğin her an için çalışır durumda olması da yaşaması kentin süreklilik içinde olması da işlevsel bütünlük ile gerçekleştirilebilir. İşlevlerin Konut, İşyeri, Dinlenme yerleri ve Ulaşım bütünlüğü kentteki durağanlığı önleyici birinci etkendir. İşte insanların ruh dünyalarını, karmaşalarını yansıttıkları bu uzamda, daha geniş anlamıyla kentte, işlevsel bütünlük nasıl olmalıdır? Birçok karmaşanın oluşturduğu bir bütün mu yoksa karmaşadan soyutlanmış bir devinim mi?

Devinim kavramıyla, karmaşa kavramı birbirine karıştırılmamalıdır. Bu ayrım ise, kentsel bilincin kentlilere verilmesi ve aynı zamanda bu bilincin zaman içerisinde fiziksel ve toplumsal olarak kent yaşamına yansıtılmasıyla söz konusu olabilir. Kır-Kent etkileşimine değindiğimizde kırdan kente olan göç sonucunda kentteki yaşam istenilmeyen karmaşaya dönüşmektedir (özellikle az gelişmiş ülkelerde). Bu karmaşanın istenilen devinime dönüşmesi göç eden insanlara verilecek kentli bilinci ile gerçekleştirilebilir. Eski kentli ile yeni kentli arasındaki bağın çok iyi kurulması (toplumsal ve fiziksel olarak) kentsel yaşam için önemlidir.

Kentsel bilincin benimsetildiği, karmaşadan soyutlanmış bir devinim, toplumsal ve fiziksel olarak bir süreç içinde insan ögesinin özünü uzama düzenli bir devingenlik içinde yansıtan ve gözlemlendiğinde algılanabilir bir canlılık gösteren bir temeldir. Erek ise bu temeli tüm ekonomik, politik kısıtlamalara ve olanaksızlıklara karşın oturtabilmektir.

Unutulmamalıdır ki... Devinimden yoksun kentlerin (işlevsel bütünlüğü olmayan) gelecekleri olmaz ve tarihsel süreç içersinde yok olmaya yada önemlerini yitirmeye mahkumdurlar. Aynı zamanda tarihsel sürekliliğin sağlanması ve geçmiş ekinlerin toplumsal ve fiziksel ürünlerinin günümüz

koşullarına uydurulması, ortak bir kent ekininin oluşturulması kentlerin yaşamları için vazgeçilmez bir unsurdur.

Şehircilik anlayışında bir ilke olarak belirlenen devinim, Fiziksel ve Toplumsal olarak düşünülebilir.

Bireylerin üretkenliği toplumun üretkenliğini, toplumun üretkenliği de bireylerin üretkenliğini özendirmektedir. Bu sürecin uzama yansıması da Fiziksel devinimi ortaya çıkarır.

Kentsel yaşamda özellikle çalışma koşullarının tekdüzeleşmesi sonucu kentli birey ruhsal bağlamda gerilimler yaşamaktadır. Günümüz şehircilik anlayışı ve imar yasası sonucu kentlerde yüksek yapılar düz koridorlar oluşturmuş, ana yol ve sokaklar oluşmuştur.

Doğal bir varlık olan insan, doğal olmayan, doğal olmamakla yetinmeyip hiç bir estetik, sanatsal ve insansal kaygı taşımayan bu uzamlarda küçülmekte, yalnızlaşmakta ve giderek bu dev kentsel cenderede y

gitmektedir.

Karmaşadan soyutlanmış kentsel bilincin oturduğu bir fiziksel devinimin sağlanabilmesi için kentler yeşille iç içe tek düzeldikten kurtarılmalı, geniş, düz otoyollar kentleri kesip biçmemeli, oluşturulacak yapılar bir yontu anlayışında estetik ve sanatsal kaygı ile gerçekleştirilmeli, insanın öz çevresinde oluşabilecek gelişimlere yanıt verebilmeli, bölgenin iklimsel koşullarına (güneş, rüzgar), eğimine, manzara noktasına ve geleneksel mimarisine uygun olarak tasarlanmalıdır, tarihsel dokularda olduğu gibi her sokağın kendine özgü bir öz yapısı olmalı, kentte bir noktadan başka bir noktaya giden birey geçtiği uzamları her noktadan başka algılamalı tek düzelik kıskacına düşmemeli, taşıt dolaşımı-yaya ilişkisi birbirinden koparılmamalı, taşıt dolaşımı tıkanıklık yaratmayacak biçimde düzenlenmeli, çözümleyici kavşaklarla ve gerekli yerlerde yapılacak otoparklarla desteklenmeli, bunların konutlarla olan bağlantısı insanları sıkmayacak düzeyde olmalıdır.

Kentte oluşturulacak fiziksel düzenleme ve devingenlik ya doğrudan şehirciler tarafından oluşturulmalı ya da bazı bölümler denetimli olarak halkın isteğine bırakılmalıdır.

Fiziksel devingenliğin sağlanmasında ülkesel ölçekli planlamadan kentsel tasarıma kadar inilmelidir.

Diğer yandan kentsel yaşama yüzeysel, yalın bir gözle bakıldığında kentsel yaşamın toplumsal bağlamda da çok devingen, canlı olduğu gözlemlenebilir.

Koşuşturan, konuşan, birbirine yakın, bu bireylerin yaşamları genel bir gözle irdelendiğinde ilişkilerin çıkarcı, yüzeysel, kopuk , fiziksel olarak yakın ama görsel olarak uzak olduğu anlaşılacaktır.

Yaşadığımız kentin daha güzel olması dileğiyle,