yunuskusan1 @ hotmail.com

Bizler, Allah’ın kendisini muhattab aldığı, yeryüzünün ihya ve inşasıyla görevlendirdiği canlılarız. Bilginin kaynağı olan ve akıl varlığını taşıyan canlılar. ‘Oku’ emrine muhattab olan, kelimeleri, kavramları iyi idrak eden canlılarız. Kendisine öğretilen isimleri ilk imtihanında -şahitler (melekler) huzurunda- başarıyla veren canlılarız. Bizler bu farklılığımızla melekleri bile hayrete düşüren, onları kendimize hayran bıraktıran canlılarız. Evet, bizler bu farkındalığımızla meleklerin saygısını kazanan insanlarız.

Bizler; görme, tatma, koşma, yorulma, duyma, hissetme, üzülme, şehvet gibi birçok yönümüzle hayvanlarla aynı özelliği taşıdığımız lakin düşünme, akletme ve sorgulama gibi birçok yönümüzle de onlardan ayrıldığımız canlılarız. Bu özelliğimizle de tarih boyunca yaşadığımız ortamlara hâkim olmuşuz.

 Bu önemli farklılığından dolayı -1735’te İsveçli bilgin- Carlos Linnaens, insana ‘akıllı adam’ anlamına gelen ‘homo sapiens’ adını vermiştir.

 Tarihsel bilgiler, ilk insanların akıl kabiliyetlerini farklı yöntemlerle keşfettiklerine dair haberler verir. Bu yöntemler; insanın merak duyguları ve dürtülerinin yanında bulundukları ortamın -yaşam şartlarının- yeni bulgular elde etmelerine onları yönlendirmesidir.  Örneğin; hayvanlar büyük değişimlere uğramadan yaşamlarını rutin olarak bugün bile sürdürüyorken, insanoğlu her geçen gün yeni icat ve keşiflere imza atarak yaşam seviyelerini daha da yükseltmiştir. Bunun temelinde ise yaratıcının insan fıtratına yerleştirdiği ‘merak dürtüsü’ yatmaktadır. Bu dürtüler akletme, sorgulama, araştırma, okuma gibi his ve çalışmalarla desteklendiğinde bugün ki müthiş buluşlar ve manzaralar ortaya çıkmaktadır.

Din Bilim İlişkisi

Bir ‘fıtrat dini’ olan İslam, bilgiye üstün bir değer vermiştir. Öyle ki son nebi Hz. Muhammed a.s, okuma bilmediği ve elinde de okunacak bir metin olmadığı halde vahiy kendisinden okumasını istiyordu.  

Okuma bilmeyen ve elinde okunacak bir metin dahi bulunmayan biri ne okuyacaktı ve nasıl okuyacaktı?

  Bu önemli tespit bizlere farklı bir okuma şeklini öğretiyor ki oda kâinatın, hayvanatın ve insanın hikmetle okunmasıdır. Rabbimiz bizlerden, rutin okuyarak elde edilen bilgisinin dışında ‘sorgulayarak ve aklederek okumak’ gibi farklı bir öğrenme tarzını ‘hikmeti’ öğretmektedir.

 Yani bilgi sahibi olmadan inanç sahibi olmamamız bizlerden istenmektedir. Bu tespit;  ‘senin aklın ermez, sen anlayamazsın’ gibi yaklaşım gösteren ‘tembel akıl sahiplerinin’ tezini de çürütmüş oluyor zannımca. Bir daha tekrarlamamız gerekirse; ilk vahyin "Oku" ayeti ile başlaması, okumanın önemini bizlere gösterirken, sonra gelen ‘akletmezmisiniz?’ gibi sorularla/vahiylerle de bizleri araştırmaya teşvik etmektedir. Bilgiye ve bilgi sahiplerine verilen değer konusunda Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:

"De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" (Zümer-9)

 Peygamber Efendimiz de bilgi öğrenmenin müslümanlar için önemli bir görev olduğu hususunda buyurmaktadır: "İlim öğrenmek erkek ve kadın her müslümana farzdır."

Bu vb. ayet ve hadisler bizlere bir hakikati öğretmektedir ki oda; İslam dininin bireysel bir din olmasının ötesinde toplumu çekip çeviren ve toplumu harekete geçiren  ‘sinerjik’ bir din olmasıdır. Dolayısıyla ‘insan ailesinin’ önemli bir kısmını oluşturan Müslümanlar, bilim yolunda yapacakları yeni icatlarkeşiflerle ‘insan ailesine’ örnek ve önder olmalıdır. Bunun yolu da ‘bilim’ denen hakikatle uğraşmak ve ondan uzaklaşmamakla olur.

O halde bilim nedir?  Sorusu akla gelmektedir.

 Bilim, evrenin veya olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak sonuç çıkarmaya çalışan bilgi edinme ve yöntemli araştırma sürecine denir. Bilimin asıl uğraşı alanı doğa olaylarıdır. Burada doğa olaylarını en genel kapsamıyla algılıyoruz. Yalnızca fiziksel olgular değil, sosyolojik, psikolojik, ekonomik, kültürel vb. bilgi alanlarının hepsi doğa olaylarıdır.

Bir başka ifadeyle bilim, insanın hakikati, doğruyu ve anlamı arayış sürecidir. Bu arayış, insanın ayakları yere bastığı zaman, yani güvenilebilir, sağlam bilgi birikimi gerçekleştiği zaman sağlıklı bir şekilde sürdürülebilir. Aynı şekilde din de, insanın insanlığını en iyi şekilde gerçekleştirebilmesi için bir araçtır. Bilim, dinin daha iyi anlaşılması ve yaşanması konusunda insana destek olur, din de, bilimin insan onurunu zedelemeden, insanın önünü aydınlatmasına katkı sağlar. Gerçekten de, insanlığın gidişinde yeni açılımlar, ancak, insan fıtratına uygun bir bilim ve teknoloji ile din ve bilimin birbiri ile ahenk içinde, işbirliği içinde olmalarına bağlıdır. (H. ONAT)

Bu önemli tanım ve tespitlerden de yola çıkarak şu hakikati söyleyebiliriz sanırım. İslam dünyasının bugün ki –mazlum, mağdur, zavallı- durumunun temelinde de ilim/bilim realitesinden uzak durması yatmaktadır. Dini bireyselleştiren ve dini sadece ‘nefsi terbiye’ olarak gören bir anlayışın bilimle uğraşması abesle iştigaldir. Müslümanlar insan denen varlığın bir ‘iç dünyasının’ dışında bir de ‘dış dünya’ denen bir hakikatin olduğunu artık görmelidirler. Zira insanın iç dünyası dış dünyasına göre şekillenmektedir. Bu hakikati ilahiyatçı Hasan ONAT şöyle açıklar. 

‘ İnsanın yaratıcı yetenekleri, akıl ve duygu sayesinde etkin olur. Düşünen insan, evrende olup bitenlerin bir Akl’ın ve İrade’nin eseri olduğunu anlar. Evrendeki ahenk, varoluşun yasaları, yaratmanın Akl’ın ürünü olduğunu düşündürmektedir. Yaratılışın yasalarının deşifre edilmesi ve matematik diline çevrilmesi doğa bilimlerini oluşturur. İnsan ürünü olan olay ve olguların anlaşılması da İnsan bilimlerini oluşturur. Bilim, insan ürünüdür. İnsanı ilgilendiren her şey de, bilimin konusudur.’

Kur’an ayetleri üzerinde biraz düşünüldüğünde bir tabiat kitabının da var olduğu rahatlıkla görülecek ve müşahede edilecektir.  Rabbimiz birçok ayette; sütunsuz göğe, güneşe, aya, yıldızlara, suya, denizde yürüyen gemilere, yağmura, şimşeğe, dağa, yere, yağmur sonrası bitiveren bitkilere, yediklerimize, insanın yaratılışına, deveye ve demir gibi insanın iç dünyası dışında var olan birçok hakikate dikkatlerimizi çekmekte ‘akletmez veya düşünmez misiniz?’ sorularıyla da biz insanları adeta bilim’e yönlendirmektedir.

Aslında vahyin ilk muhatabı ve kabulleneni olan Müslümanlar, kendilerine verilen ilahi mesajı iyi anlamış bu konuda sorgular ve araştırmalar yapmışlardır. Özellikle –her ne kadar Hz. Osman ve Hz. Ali dönemi ve sonrası fitnelerle geçmişse de- özelikle Abbasiler dönemi (Harun Reşit ve oğlu Memun)  bilimsel araştırmalar, tespitler ve icatlar en iyi zamanını yaşamıştır desek abartmamış oluruz. Hicri ilk yüzyılın müslüman aydın ve âlimlerini bilime, araştırmaya ve yeni icatlar bulmaya yönlendiren şüphesiz inandıkları dindi.  Bu yüzyılda deneye ve gözleme dayalı bilimin gelişmesinde önemli roller oynanmıştır. Zira insanlık, bugün ki rahatlığını o dönemin keşiflerine borçludur.

Neden?

Çünkü onlar, dine mistik bir hava yüklememiş ve dindarlığı da bireysel yaşanılan bir din olarak görmemişti. Zira İslam, kendisine inanları pasif bir ruh ikliminden kurtararak onları ‘aktif iyi’ konumuna getirmişti. Özet olarak, Allah kendisine teslim olanlardan (Müslümanlardan) insanlığın geleceği için bir umut, bir ışık, bir rahmet ve bir kurtuluş reçetesi olmalarını istemiştir.  Hicri iki ve üçüncü yüzyılın âlimleri, âlimliği sadece hadis, fıkıh veya kelamla uğraşmakla sınırlandırılamayacağını çok iyi biliyorlardı. Zira onlar, âlimliğin fıkıh, kelam, hadis ile uğraşmanın yanında tıp, astronomi ve optik gibi pozitif bilim yolunda yeni icatlar bulmakla tamamlanabileceğine inanıyorlardı. Ve bu inanış –şüphesiz- onları insanlığa örnek ve önder kılmıştır.

 Örneğin;

a-Emevi halifelerinden Muaviye, bir milyon civarında kitabı barındıran “Darü’l-Hikme”yi (İlim Kültür Yuvası) kurmuştur.

b-Halife el-Hâkim de, 400 bin ciltlik bir kütüphane kurarak bilim adamlarını Kurtuba’da toplar.

c-8. Yüzyıl’ın sonlarına doğru Halife Harun-el-Raşid, Aristoteles’in tüm kitaplarını, Galen ve Hipokrat gibi büyük bilim adamlarının birçok eserini Arapçaya çevirtir.

d- - İslam medeniyetinin icatçıları, Abbasiler döneminde -özelikle Memun döneminde – yeşermiştir. Annesi İranlı olan Memun;  Farsça ve Arapçanın dışında birçok dil bilen, akla ve felsefeye önem veren biriydi. Onun döneminde –özellikle- dışarıdan Bağdat’a gelen misafirler en güzel şekilde ağırlandığı için zamanla Bağdat medeniyetin beşiği haline gelmiştir. Büyük bir kütüphaneye sahip olan Bağdat 1250 yılında Moğolların işgali sonucu yakılmıştır. Halife el Memun, Bizans’a ve Hindistan’a elçiler göndererek çevirmeye değer kitap aratır ve Bizanslıları yendiği savaşta, savaş tazminatı olarak sadece Eski Yunan yazmalarını ister. Böylece İslam dünyası, önceki dönemlerde yapılan tüm bilimsel çalışmaları toparlayarak kaybolmasını önler; daha sonra bu çalışmalar, Arapçadan Batı dillerine çevrilir. Bu çeviriyi yapana da – çevirisi yapılan kitap ağırlığınca- altın verilirmiş.

e- Endülüs Devleti’nin kurulması ile Musevi, Hıristiyan ve İslam kültür geleneklerinin buluşması, İspanya’yı bilim ve kültür merkezi haline getirir.

İslam beldeleri ilme, bilime bu kadar yatkınken tabi ki o dönemde buluş ve icatlarıyla dünyayı ayağa kaldıran müslüman bilim adamların yetişmesi de kaçınılmaz oluyordu.

Onlardan bir kaçını sıralamamız gerekirse:

1-Ahiz ( 776 - 869 ); Zooloji İlminin öncülerindendir. Hayvan gübresinden amonyak elde etmiştir. 
2-Ali Bin Abbas ( ? - 994 ); 1000 sene önce ilk kanser ameliyatını yapan bilim adamı. Kılcal damar sitemini ilk defa ortaya atan bilim adamıdır. Eski çağın en büyük hekimlerinden olan Hipokrates'in (Hipokrat) doğum olayı görüşünü kökünden yıkan Müslüman bilim adamı. 

3-Battani ( 858 - 929 ) ; Dünyanın en meşhur 20 astrononumdan biridir. Trigonometrinin mucidi, sinus ve kosinüs tabirlerini kullanan ilk bilgin. 

4-Beyruni ( 973 - 1051 ); Dünyanın döndüğünü ilk bulan bilim adamı ümit burnu, amerika ve japonyanın varlığından bahseden ilk bilim adamı. Beyruni, Amerika kıtasının varlığını Cristof Colomb'un keşfinden 500 sene önce bildirmiştir. Matematik, Jeoloji, Coğrafya, Tıp, Felsefe, Fizik, Astronomi gibi dallarda eserler yazmıştır. Çağın en büyük âlimidir

5-Cabir Bin Hayyam ( 721 - 805 ); Atom bombası fikrinin ilk mucidi ve kimyanın babası sayılır. Maddenin en küçük parçası atomun parçalanabileceği fikrini bundan 1200 sene önce ortaya atmıştır

6-Dinaveri ( 815 - 895 ); Botanikçi ve astronom bir âlim olarak bilinir. 

7-Ebu Kamil Şuca ( ? - 951 );  Avrupa’ya matematiği öğreten islam bilgini. 

8-Ebu'l Vefa ( 940 - 998 ); Matematik ve Astronomi bilginidir trigonometriye tanjant, kotanjant, sekant ve kosekantı kazandıran matematik bilginidir. 

9-Ebu Maşer ( 785 - 886 ); Med-Cezir olayını (gel-git) ilk keşfeden bilgindir. 

10-Farabi ( 870 - 950 ); Ses olayını ilk defa fiziki yönden ele alıp açıklayıp izah getiren ilk bilgindir. 

 11-Fergani ( 9 yüzyıl ); Ekliptik meyli ilk defa tesbit eden astronomi âlimi. 

12-Harizmi ( 780 - 850 ); İlk cebir kitabını yazan ve batıya cebiri öğreten bilgin. Adı algoritmaya isim oldu rakamları Avrupa' ya öğreten bilgin. Cebiri sistemleştiren Bilgin. 
13-Hazini ( 6 - 7 yüzyıl ); Yerçekimi ve terazilerle ilgili izahlarda bulunan bilgin. 
14-Huneyn Bin İshak ( 809 - 873 ); Göz doktorlarına öncülük yapan bilgin. 
15-İbni Avvam ( 8 yüzyıl ); Tarım alanında ortaçağ boyunca kendini kabul ettiren bilgin. 
16-İbni Firnas ( ? - 888 ); Wright kardeşlerden 1000 sene önce ilk uçağı yapıp uçmayı gerçekleştiren alim. 
17-İbni Heysem ( 965 - 1051 ); Optik ilminin kurucusu büyük fizikçi. İslam dünyasının en büyük fizikçisi, batılı bilginlerin öncüsü, göz ve görme sistemlerine açıklık kazandıran âlim. Galile teleskopunun arkasındaki isim. 
18-İbni Sina ( 980 - 1037 ); Doktorların sultanı. Eserleri Avrupa üniversitelerinde 600 sene temel kitap olarak okutulan dahi doktor. Hastalık yayan küçük organizmalar, civa ile tedavi, Pasteur'e ışık tutması, ilaç bilim ustası, dış belirtilere dayanarak teşhis koyma, botanik ve zooloji ile ilgilendi, fizikle ilgilendi, jeoloji ilminin babası. 

19-Kindi ( 803 - 872 ); İbni Heysem'e kadar optikle ilgili eserleri kaynak olan bilgin. Fizik, felsefe ve matematik alanında yaptığı hizmetleri ile tanınmıştır. 
20-Maaşallah ( 721 - 815 ); Meşhur islam astronomlarındandır.

21-Mes'ûdi ( ? - 956 );  Kıymeti ancak 18. 19. Yüzyıllarda anlaşılan büyük tarihçi ve coğrafyacı. Mesudi günümüzden 1050 sene önce depremlerin oluş sebebini açıklamıştır. Mesûdinin eserlerinden yel değirmenlerinin de müslümanların icadı olduğu anlaşılmıştır. 

22-Razi ( 864 - 925 ); Keşifleri ile ün salan asırlar boyunca Avrupa'ya ders veren kimyager doktor ünlü klinikçi. 
  Evet, bilimin en iyi günlerini yaşadığı, Müslüman aydın ve âlimlerin tüm insanlığa rahmet olduğu o dönemden bugüne… Sizde de –bu konuda- bir burukluğun yaşandığını hisseder gibiyim. Çünkü o hissi bende yaşıyorum ve yaşamalıyız da tabi ki. Ama geçmişe hayıflanmayı bir yere bırakarak düştüğümüz yerden kalkmanın zamanı geldi geçiyor bile. Düştüğümüz yer,  akıl ve tabiat ayetlerini terk etmemiz idi. Onlarla yeniden tanışmak ve onları yeniden keşfetmek kalkışımızın ilk hareketini oluşturmaktır.

Geçmişte (Abbasiler döneminde) Müslüman âlimler tarafından gösterilen eşsiz örnekliği şimdi Avrupa ve ABD gibi ülkeler dünyaya gösteriyor. Avrupa ve ABD ‘nin bilim alanında ki yükselişinin birçok nedeni vardır lakin en önemli nedeni ise bilimsel icatlarının ana kaynağını Müslüman âlimlerinin kitapları oluşturmaktadır. Yanlış okumadınız.

 Arş Yaz. Ali AKIN’ın bir tv. Kanalında bu konuyla alakalı yapmış olduğu tespitler bu yönde.

O şu çarpıcı tespitlerde bulunur.

‘ Mutezile döneminde altın çağın yaşanılmasına vesile olan mucitlerin sonraki dönemlerde aforoz edilmeleri ve kitaplarının yakılmaları altın çağa vurulan önemli bir darbedir. Bu mucitlerin kitapları yakılırken Avrupa’dan gelen Hıristiyan tacirler tarından şahit olunmuş ve yakılmaları engellenmiştir. Ve kitaplar az bir paha karşılığında Hıristiyan tacirlere satılmıştır. Bu önemli ana kaynaklar, İslam topraklarından Avrupa topraklarına tüccarlar vesilesiyle girdi an bu topraklar, ‘Avrupa’ olma yolunda ilerlemeye başlamıştır.’  

O dönemde aklı, ,ilmi, okumayı, sorgulamayı, araştırma ve bilgiyi hedefine koyan -ve bunu örnek bir ahlakla ortaya sergileyen-  âlimlerin yaptıklarına ve buna karşılık, yüz yıllardır dini kılda, kıyafette, takkede, zikir ayinlerinde, türbe ziyaretlerinde, ğavsda, kutupta ve mehdiyi beklemekte görenlerin ortaya sergilediklerine bakıldığında aradaki açık rahatlıkla görülecektir şüphesiz. Bugün hala kendini âlim diye tanıtanların –tüm bilimsel tespitlere rağmen- dünyanın yuvarlak olmadığını iddia etmesi veya uzaya gidip keşifler yapmayı boş bir uğraş olarak görmesi Müslümanlar düştükleri zilletin boyutunu bizlere göstermektedir.

Arş Yazar Ali AKIN, Müslümanların akıl, bilgi, ve bilinç dünyasından pasif, tembel ve donuk bir hayata geçmesinin temelini -Asya ve Hindistan’dan alınan- tarikat, tasavuf akımına olan bilinçsiz bağlayışa bağlamaktadır.  Yazımı ‘Oda haber’ adlı siteden aldığım -müslüman âlimlerin hazin sonunu anlatan-  birkaç örnek sonlandırıyorum.

1-Başta mantık, psikoloji ve siyaset olmak üzere pek çok alanda yaptığı çalışmalarla yaşadığı döneme damgasını vuran 10.yüzyıl bilim insanlarından Farabi, tıpkı “Ihvan es-Safa” adlı felsefe topluluğu gibi Şii olduğu gerekçesiyle yer yer kovuşturmalara uğramıştır.

2-Matematik, astronomi gibi alanlarda yürüttüğü çalışmalarla bilinen 9.yüzyılın önemli Müslüman bilim insanlarından Kindi’de soruşturmalara uğrayan isimlerden biridir. Soruşturma gerekçesi ise ne hırsızlık, yolsuzluk ne de cinayet ya da adli bir suçtur. Kindi, aklı merkeze alan ve “eleştirel düşünce” yönüyle öne çıkan “mutezile” mezhebine yakın durduğu için halife Mütevekkil tarafından baskı altında tutulmuştur. 

3-Bugün Müslümanlar tarafından büyük bir övgüyle sahiplenilen ve daha çok tıp alanında yaptığı çalışmalarla tanınan İbn-i Sina da yaşadığı dönemde büyük sıkıntılar yaşamıştır. Üstelik O’na bu sıkıntıları çektiren isimlerden biri de Müslüman lider Gazneli Mahmut’tur. Öyle ki İbn’i Sina adı geçen ismin gazabından kurtulmak için arkadaşı Ebu Sehl el-Mesihi ile birlikte yaşadığı ülkeyi bile terk etmiş; bu kaçış esnasında matematik ve tıp alanındaki çalışmaları ile bilinen Ebu Sehl el-Mesihi susuzluktan ve açlıktan Harizm çölünde hayatını kaybetmiştir.

4- Astromi alanında uzman olan Biruni’nin hocası Abdüssamed’te dinsiz olduğu ve Karmatiliği kabul ettiği gerekçesiyle Gazneli tarafından öldürülmüştür. Kimi kaynaklar Biruni’nin de benzer gerekçelerle Gazneli tarafından hapse attırıldığını yazar.

5-Matematikçi Harezmi ile İbnu Heysem (11.yy) ve psikoloji, biyoloji, tarih çalışmalarıyla adını duyuran Cahız da (9.yy) dönemin din adamları ve kadıları tarafından kafir ilan edilmiştir.  

Yunus KUŞAN