yunuskusan1 @ hotmail.com

Dünyada, makam ve malvarlığımız, cinsiyet ve rengimiz, ırk ve dilimiz ne olursa olsun, Allah, din,peygamber denince irkiliyor, ciddileşiyor ve hemen o sese kulak kesiliyoruz. Bu duyarlılığımızın temelinde, fıtratımıza yerleştirilen kodlar yatmaktadır. Bu hassasiyetimizden yola çıkarak şu tespitte bulunabiliriz. İnsanoğlunun en önemli yumuşak karnı dini inancı, hissi veya düşüncesidir.

Bu duyarlılığımızdan dolayı kim Allah, Peygamber veya din derse hemen büyük bir saygıyla onun arkasından gidiyoruz.  Yaptığımız günah ve hatalar bizim böylesi bir tavra girmemize neden oluyor. Çünkü -cehennemde yanmamak için- dünyadayken günahlarımızın bağışlandığını görmek isteyen bir psikolojiye sahibiz. Hıristiyanların, papazın huzurunda günah çıkarmasının mantığında da bu hakikat yatıyor.

Bu yüzdendir ki- kimsenin bizi Allah adını kullanarak aldatmaması için- Rabbimizce (Fatır-5) uyarılmışız. Din diye söylenen sözlere ve gösterilen kitaplara kanmamamız için Kitap ve elçilerce uyarılmışız. Kurtarıcı diye tanıtılan veya öyle tanınan kişilerce sömürülmemek ve kandırılmamak için akıl denen nimetle donatılmışız.  

Fıtrat, akıl, ruh, irade, kitap ve peygamber. Bunlar birbirlerini tamamlayan hakikatlerdir. Biri olmadan diğeri eksik kalmaktadır. Eksik olan bir inancın yaşam ve mücadelesi de eksik olur. İnanç sistemimiz bu farkındalıkla canlılığını sürdürür ve bu farkındalıkla okur, akleder, anlar ve yaşarsak o zaman sağlam bir inanca sahip oluruz. Ki sağlam bir inanç sistemine sahip olmak demek kimselerce kandırılmamak ve güdülmemek demektir.

Sosyolojik olarak, özelde Ortadoğu genelde de tüm dünyada ezilen, sömürülen, kandırılan halkların inanç sistemleri de böyle. Yani eksik bir inanç sistemi yatmaktadır. Örneğin inanç sistemlerinde, Allah, Peygamber ve kitap var ama akıl, düşünce ve merhamet yok. İnanç sistemlerinde; Allah var ama peygamber yok. Veya Akıl var ama Allah yok. Veya İrade ve merhamet var ama kitap yok.

Kan, gözyaşı ve ölümün eksik olmadığı dindar! Coğrafyalarda bütüncül olmayan yani parçalanmış ve eksik bir inanç sistemiyle yetinilmemiş bunun üzerine mezhep, ırk, dil, renk, kabile ve cemaatsel olarak da parçalanmışlardır.

Özetlemek  gerekirse:

A-     Bireysel olarak kandırılmamak, güdülmemek ve kurban edilmemek için sağlam bir inanç sistemine sahip olmamız gerekmektedir. Sağlam inanç sisteminin sacayaklarını da 1-İyi bir Allah tasavvuruna, 2-Peygamber tasavvuruna, 3- Kuran bilincine, 4-Fıtrata, 5-Akla, 6-Merhamete ve 7-Ruha sahip olmamız lazım. Bu donanıma sahip olduğumuzda kimse bize cennet parselleyemeyecek, kimse bizi ‘peygamber ve Allah adıyla kandıramayacaktır.

B-      Toplumsal olarak kandırılmamak için; 1-Mezhep, 2- Cemaat ve 3-Kabile taassubundan vaz geçmeliyiz. Hiç birine din olarak bakmamalıyız.

Bu anaforla inanç felsefemizi oluşturduğumuzda kimseyi dışlamayacak, kimseye üstten bakmayacak ve kimseyi de aşırı yüceltmeyeceğiz. O zaman, birbirimize olan sevgimizi ve birbirimizle olan birlikteliğimizi ne mezhebimiz, ne meşrebimiz, ne cemaatimiz oluşturacaktır. Sevgi ve birlikteliğimiz bir ahlak birlikteliği olacaktır.

Bu realiteden yola çıkarak Müslümanların uyanma vakti çoktan geçmektedir. Müslümanlar bir uyanış ve diriliş hareketini derhal başlatmalıdır. Uyanış hareketi Müslümanların fıtrat, akıllarıyla tanışmalarının yanında iyi bir Allah ve Peygamber tasavvuru ve iyi bir Kurani bilinç şart. Müslümanlar Bu minval ve ahlakla sırtını döndükleri fen, tıb, astronomi, sanat, resim, spor ve müziklekurmakla diriliş gösterecektir. Ve ancak bu inançla toplumu harekete geçirebilirler.

Yunus KUŞAN