vanhavadis @ hotmail.com

2020 Yılının İlk ayından itibaren neredeyse tüm dünyayı felaketler sardı, Virüs salgını, depremler  yangınlar,  artan feci kazalar  etkili olmaya başladı. Neredeyse her beş saatte bir, bir acı haber ile irkiliyoruz.

İdlip'te  her gün şehit haberleri,  Çinlilerin Müslümanlara uyguladığı akıl almaz işkenceler, İsrail'in Gazze'ye yönelik olarak açtığı bitmek bitmeyen saldırıları, Amerika'nın İran için kurduğu tezgahlar ve tehditleri, hangisini yazayım ve hangisine yanayım aklımıza mukayyet ol Allah'ım...

Velhasıl!

Her gün Zalimler tarafından ezilen halkları elinden alınan Orta Doğu, İslam coğrafyası,  Filistin'de kan ve gözyaşının dinmemesi kalbimize bir hançer gibi saplanmaktadır.

 Hatay'da işsiz bir babanın feryadı muhatap bulamayınca kendini yakması hayatını kaybetmesi ayrı bir keder ayrı bir acı verdi insanlık duygularını kaybetmemiş olan kişilere...

Elazığ depremi ardından Van’ın Bahçesaray ilçesinde iki defa çiğ düşmesi, bir gün sonrasında Çatak ilçesinde Çığın düşmesi Sabiha Gökçen havalimanında uçağın yere çakılması, Van'da Perihan AVM karşısında ki mağazada bilinmeyen bir sebepten yangın Çıkması, Çaldıran da13 mültecinin donarak ölmesi15 gün içinde ardı, ardına yaşanan bu afetler toplumu şaşırtmış ve birçoğunu endişeye sevk etmiş, yüreklerimizi dağlamış, tüm ülkeyi hüzne boğmuş bizleri derinden etkilemiştir.

Telaşlanan bilim adamları afetlerin ardından hemen bir açıklama yaparak, Dünyanın Kuzey manyetik kutbunun, Sibirya'ya doğru hızla kaydığını ve bu kaymanın sonunda  insanı endişeye sevk ettiğini dile getirdiler.

Bununla birlikte kıyamet mi kopacak düşüncesi akıllarda sanal ortamda yeniden yer etti.

Doğal afetler yüce Allah'ın uyarısı olabilir.

Bazen kişilerin uyarılması, bazen de toplumların silkelenmesine de vesile olur.

Tabi Tasavvuf ta ise Allah'ın kulunu imtihan etmesi olarak da yorumlanır.

Kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim’de zaflarina ve nefsine yenik düşen insanoğlunun hata ve günahlara bulaşmasının yanı sıra haddini aşması halinde nasıl uyarıldığını hepimiz okumuş olmalıyız.

ANKEBUT süresi 40. Ayeti kerime de "Biz bu topluluk ve kişilerden her birini günahları yüzünden kıskıvrak yakalayı verdik: Kiminin üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Kimini o korkunç çığlık yakaladı. Kimini yerin dibine geçirdik. Kimini de suda boğduk. Allah, böyle yapmakla kesinlikle onlara zulmetmedi; lâkin onlar kendi kendilerine zulmettiler."

Anlaşılan o ki insan, Allah'ın ipine sımsıkı sarılmalı Adaletli ve vicdanlı olmalıdır.

Adaletsizlik, Ahlaksızlık, din ve insan tüccarlığı, artan fuhuş, faiz, ve evlatların ebeveynlerini sokağa atmaları, cani annelerin doğurdukları gayri meşru bebeklerini Çöplere atmaları, insafsızca hızla vahşileşen insanlık tüylerimizi ürperten olaylar tecavüze uğrayan savunmasız varlıklar,  köpekler, eşekler, cinsel istismara uğrayan Çocuklar, kadınlar, kızlar, yetim ve öksülerin haklarını yiyen caniler, körelmiş vicdanlar, kendini alim zanneden Zalimler tüm bu saydıklarımızın vebalini yeryüzünde  Çekmeyeceğimizi mi sanıyoruz.

Kanımızı donduran vahşetler karşısında susmamız ise dert üstüne dert eklemektedir.

Hud, lut,ad,semud, kavimlerinin nasıl helak olduğunu bir düşünelim.

İnsan oğlu doğanın ekolojik yapısını bozarak düşüncesiz ve akılsızca afetlere, felaketlere adeta davetiye gönderiyor.

Aklın afeti gelmeden bedenin afetine maruz kalmadan, ibadetin afetine yakalanmadan, Nefsin ve dilin afetine bulaşmadan özümüze dönmeli, Tevbe ve istiğfar ile Allah'a sığınmalıyız.

Nitekim Hz Muhammed (S.A.V) fena, kötü,ve felaketler karşısında Allah'a sığınırdı.

 Rabbim Ülkemizi her türlü afetten korusun aklımıza mukayyet olsun inşallah.