yunuskusan1 @ hotmail.com

Son yirmi yılda ‘siyasal İslamcılıkta’ yaşanılan tüm olumsuzluklara rağmen, ‘her şerde bir hayır vardır’ hakikatiyle umudumu canlı tutuyorum. Dolayısıyla bazı tespitlerde bulunmamız, yanlışların farkına varmamız, yanlışları eleştirmemiz, konuşmamız, yazmamız ve anlatmamız donuklaşan ve durağanlaşan toplumu uyandırma adına bir çığlıktır.

Bu umutla; son yirmi yılda ‘siyasal İslamcılıkta’ elde edilen tecrübelerin –yapılan yanlışlardan dersler çıkartarak ve bir daha yaşanmamak üzere- bizi daha farklı ve güzel günlere götüreceğine inanıyorum. Demem o ki; siyasal İslamcılığı daha iyi yürütebilen, üretebilen, mütevazı ve dürüst gençler yetiştirilebilir. Bir daha tekrarlamak gerekirse; Müslüman olma kaygısı taşıyanlara burada çok iş düşmektedir. Zira siyasete atılan gençler gökten zembille inmiyor. Gençler sokaklardan, siyasete gidiyor. Dolayısıyla Sokakların birer köprü olduğunu unutmayalım. Köprübaşlarında durmaktan da utanmayalım. Unutmayalım ki bugün köprübaşları farklı inanç ve ideolojilere sahip kişilerce tutulmuş/tutulmaktadır. Yaşadığımız mahalleyi veya toplumu iyi gözlemlemediğimiz ve tanımadığımız kanaatindeyim. İyi tanımış olsaydık, mahallemizin sorun ve sıkıntılarını hemen tespit etmiş ve müdahale etmiştik. (Bunun nedenini mahalle psikolojisinden uzaklaşıp, site psikolojisine girmemizde buluyorum.) Örneğin Kürt sorununun çözümü adına kalıcı adımlar atmadığımızatamadığımız gibi. Bu önemli konuda bile kendimize ait hür ve cesur düşüncelerimiz yok maalesef. Veya bu konuda topluma önereceğimiz alternatif ve pratik bir önerimiz olmaması gibi.

Kimliğin yeniden inşası için

1-Vicdan ve akıl sahibi bir insan olduğumuzu unutmamalıyız.

Tüm okul ve cemaatler öğrencilerine insan nedir? Akıl nedir? Vicdan nedir? Sorularını önce sorarak eğitime başlamalıdır. Zira akıldan, vicdandan yoksun olmak fıtrattan uzaklaşmak demektir. Fıtrattan kopmak insanlık ve İslam’dan kopmak demektir. Zaten ilahi mesajlar, fıtratından kopmuş insanlığı fıtratıyla tekrar buluşturmak için gelmiştir. Günümüz ‘prozac neslini’ (ki bu tespit Kemal SAYAR’a ait) oluşturan insanlar, fıtrattan kopuşa verilebilecek en güzel örnektir. Bana göre, Müslüman dünya önce insanlık dersini iyi almalı ve sonra başkalarına bu minvalde aktarmalıyız. Son yirmi yılda gerek cemaatler, tarikatler gerekse Milli Eğitime bağlı okulların yönetimi akıl, vicdan ve fıtrat hakikatiyle talebelerini tanıştırmadığı içindir ki ‘prozac’ denen toplum oluşuverdi. Önce insan sonra İslam hakikati burada kendini bir daha bizlere göstermektedir.

2- İyi ve Erdemli Bir Kul Olmayı Öğrenmeli, Yaşamalı ve Daha Sonra Öğretmeliyiz

‘İyi ve erdemli’ topluluklar Rabbimiz tarafından sıklıkla Kuran’da övülmekte ve hatta cennetle müjdelenmektedir.

Doğru, dürüst ve ahlaklı olma anlamına gelen erdemi içselleştirmeliyiz. Çocuklarımızın bu ilkeleri öğrenmeleri bilinçsiz bir İslamcı olmalarından daha önemli ve daha hayırlıdır. Mümin olmanın en önemli basamağı bana göre iyi ve erdemli olma basamağıdır. İyi ve erdemli olursanız toplumda ‘emin’ olarak vasıflandırılırsınız. Dolayısıyla bu vasıflara haiz olunmadan edinilen İslamcılık, gömlek düğmesini yanlış iliklemeye benzer. Ki başında başlayan yanlış, sonuna kadar değişmeden devam eder.

3-Derdi Kuşanmalıyız

Hz. Muhammed a.s’ı Hira mağarasına taşıyan neden, yaşadığı toplumda var olan haksızlık, hayâsızlık ve adaletsiz yaşamlardı. Hz. Muhammed a.s toplumun kötü gidişatına dur deme adına Hira’ya çıktı. Zira Hz.Muhammed a.s,  başkasının acısına dertlenen ve ağlayan biriydi. Günümüz müslümarında bu anlamda bir dert göremiyorum. Sanki sadet çağını yaşıyor gibiyiz bugün. Anlayacağınız bizi Hira’mıza çekecek dertler lazım.

4-Devrimci Olmalıyız.

Bu kavram ve ruh asıl devrimci Hz.Muhammed a.s ve o’nu örnek alanlara en çok yakışıyor. Zira en büyük devrimciler peygamberlerdir. Çünkü İslam, zulüm ve günahkâr toplumlarda büyük devrimler gerçekleştiren bir dindir. İbrahim a.s’ın devrimi, Musa a.s’ın devrimi, Yusuf a.s’ın devrimi ve son peygamber Hz. Muhammed a.s’ın devrimi bizim için en güzel örneklerdir. İslam önce iç dünyada başlattığı devrim le (hidayet) başlar. Sonra zulüm ve günahkâr sistemler hidayete ermiş bu insanların eliyle alaşağı edilir.

5-Bir İtirazımız Olmalı

Hz. Peygamber başta olmak üzere tüm peygamberler yanlış gidişata itiraz etmek için gönderilmiştir. Adaletsiz, şımarık, kibirli ve haksız düzenlere itiraz eden peygamberlerin haykırışı -doğal olarak- köleler, kadınlar ve yoksullar tarafından duyulacak ve sahiplenecekti. Öyle de oldu. Hz. Bilal’i –ağır işkencelere rağmen- inancından etmeyen ne idi sizce?

Tabi ki ‘kölelik prangalarını’ sökecek ‘özgürlük anahtarına’  Hz. Bilal’in artık sahip olmasıydı. Bugün en büyük eksikliğimiz ‘bir itirazımızın’ olmamasıdır. Birileri kızar, üzülür veya işimden, eşimden ve aşımdan olurum endişesi bizleri bu onurlu tutumdan alıkoymuştur.

6-İnsan Onurunu Öncelemeliyiz

 İnsan onurunu ayakta tutan dinin adıdır İslam. Dolayısıyla İnancı, mezhebi, rengi, ırkı, dili, cinsiyeti ne olursa olsun, insan onurunu hiçe sayan tüm düzen ve eylemlere karşı durmalıyız. İşkenceler, kadın cinayetleri, çocuk istismarlığı, faili meçhuller, cezaevindeki haksız uygulamalar, Kürt sorunu, alevi vatandaşların sorunu, mülteci sorunu, sokak çocukları ve eroin bağımlıları… Anlayacağınız İnsan onurunu ayağa kaldırmak önce bize düşmektedir. Bizler önce dur demeliyiz. Bizler önce haykırmalıyız. Bizler önce kapılarımızı açmalıyız. Yoksa farklı ideolojiye sahip insanlar bu boşluğu çok iyi doldurmakta ve dolduruyor.