yavuzsahin853 @ gmail.com

Güzel Adamlardan Biri: Nuri Pakdil

Geçtiğimiz günlerde Türkiye’de aykırı bir yazar olarak adlandırabilecek olan Nuri Pakdil, vefat etti. Pakdil’in aykırılığı, fikirlerini yüksek sesli dile getirmesinden gelir. Yazarlığa lise yıllarında başlayan Pakdil’in ufkunu edebiyat dergileri genişletir. Hukuk fakültesinden mezun olan yazarın, “Edebiyat” dergisiyle mücadelesi başlar. O, kendi tabiriyle “ne sağcı ne de solcudur. ‘İslamcı’” bir yazardır. Teslimiyetçi bir anlayışla hareket eden yazar, İslam’ı bütün hücrelerine kadar işletir. Ancak bunu bir devrimci edasıyla yapar. Yazılarını İslam dininin ışığı altında kaleme alan Pakdil, Batı’nın ülkemize empoze etmeye çalıştığı fikir ve dejenerasyonlara karşı şiddetli bir kalem savaşı başlatır. Onun bu savaşı, yönetimle fikirlerinin uyuşmamasından gelir. O dönemde İslam fikrini savunmak, benimsemek ve dile getirmek birçok sıkıntıya sebep olacaktı. Pakdil, bu durumda zaman zaman kendisini frenlemek zorunda kalır. İçinde bulunduğu edebi çevrenin de etkisi olur. Necip Fazıl ve Sezai Karakoç’la sıcak bir diyalog içinde bulunan yazarın düşünceleri bu iki yazarın fikirlerinden bağımsız değildir. İslamcı bir yazar olan Pakdil, “Yedi Güzel Adam” belgeselindeki düşünürlerden biridir.

Yabancılaşmaya Karşı Girdiği Mücadele

Modernizmin gençlik üzerinde yarattığı dejenerasyon 1970’li yıllarda zirve yapar. Batı’nın Müslüman nüfusunun inancını tahrip etmesinin amacı, Hristiyanlığı yaymaktan ziyade Müslümanlar arasında Ateizm ya da Deizm’i yaymak istemesinden kaynaklanır. Pakdil ve çevresindekilerinin Batı’ya olumsuz bakışları felsefeleri, teknolojileri ya da bilimleriyle ilgili değildir. O ve onun gibi düşünenlerin endişeleri, Batı tarafından İslam medeniyetini itibarsızlaştırma girişimleridir. Gençlerin bir Hristiyan gibi giyinmesi, onlar gibi yaşaması, onlar gibi düşünmesi ülkede İslam’ın yok olacağı endişesini beraberinde getirir. Pakdil, Karakoç, Kısakürek gibi aydınlar buna karşı bir kalem savaşına girişirler. Pakdil, Türkiye’nin sorunlarına karşı güncel değil, tarihsel bakar. Türklerin İslam’ın sancaktarlığını yapması ve ümmeti bir çatı altında birleştirmesi özlemi, onların ruhunun bir köşesinde her zaman yer edinir. Ona göre millet İslam’dan koptukça bir kimlik problemi yaşar. Batı’nın kimliksizleştirme politikası da böylece amacına ulaşmış olur.

Kudüs Şairi!

Pakdil’in İslam’ı şehirlerle sıkı sıkıya bağdaştırması onun en önemli özelliklerinden biridir. Fikir ve düşüncelerini şehirler üzerine temellendirir. Ona göre medeniyetlerin sürekliliği hakim olunan şehirlerle ölçülür. Roma, kötülük yayan bir şehirken Kudüs iyiliklerle anılır. Pakdil’in özellikle Mekke, Medine, İstanbul, Şam, Cezayir ve Endülüs’e de büyük bir ilgisi vardır. Ancak onun için en mukaddes şehir, Kudüs’tür. Kudüs, İslam medeniyeti için en kutsal şehirdir, diyebiliriz. Onun şu sözleri Kudüs’e ne kadar önem verdiğinin göstergesidir: "Yüreğimin yarısı Mekke'dir, geri kalanı da Medine'dir. Üstünde bir tül gibi Kudüs vardır." Kudüs, onun için İslam’ın sembolü ve simgesidir. Her dini söyleminde, Kudüs’ün ayrı bir yeri görülür. “Anneler ve Kudüsler” adlı şiirinde Kudüs, onun için her an her dakika her saat gibidir:

“Tûr Dağını yaşa
Ki bilesin nerde Kudüs
Ben Kudüs’ü kol saatı gibi taşıyorum.”

İslam’a tamamen teslim olmuş yazar, Kudüs şairi olarak yazın dünyasına girer. Vefatı, sevenlerini hüzünlendirmiş yerel ve ulusal medyada yer almıştır. Bizler de kendilerine Allah’tan rahmet diliyoruz. Mekanı cennet olsun diyoruz.