vanhavadis @ hotmail.com

 Maddi ve manevi muazzam bir şekilde çocukluktan ergenlik köprüsünden geçmenin ifadesidir. Hayal dünyanızın geçerli olduğu, oyun, eğlence ve anne, baba sevgisinin nirvana yaptığı bir çocukluk süreci vardı.

Herkesin ilgi odağı olduğu, herkesin ilk sevdiği, ilgilendiği, herkesin sevgisini belirtmek için en azından eline bir şeker alıp sevindirdiği çocukluk dönemi vardı. Bayramlarda, seyranlarda ilkin elbiselerinin alındığı, hediyesinin alındığı bir çocukluk dönemi vardı.

Hayatının iyi olması için anne ve babasının hayatından uğruna vazgeçildiği çocukluk dönemi vardı. Okulda, sokakta, çevrede herkesin (iyi niyetli, değerli insan olanların) gözü gibi koruduğu ve aman dikkat onlara bir şey olmasın onlar çocuk dediği bir dönem vardı.

Hasta olduğunda, en ufak bir baş ağrısında bile anne babasının hatta doktor ve hemşirelerin ve hatta çevrenin, akrabaların bile endişelendiği, uykularından, beslenmelerinden, hayatın tüm alanlarından onlar için vazgeçildiği bir dönem vardı.

Anne, babanın ve aile büyüklerinin onlarla oyunlar oynadığı, eve gelen büyükbabalar, büyükanneler ve diğer akrabaların ilk sordukları, ilk sevdikleri ve ilk saçlarını okşadıkları bir çocukluk dönemi vardı.

Buna benzer o kadar çok güzel muazzam ve heybetli bir dönem vardı. Bu dönem tabiri caizse çocuk kendi ailesinde ünlü bir ressam, bir müzisyen, bir bestekâr, bir bilim adamı, bir kitap yazarı, bir sanatçı, bir sporcu kadar ünlü; bir anne bir baba bir kardeş, bir akraba hatta inanç kadar; onur kadar, şeref kadar değerli bir varlıktı.

Ne yazık ki ne olduysa çocuk ergenlik çağına girdiğinde bu büyülü dünya yıkılıyor, hem de iki kere. Biri tüm bunları ona sağlayan anne, baba, eş dost, akraba, öğretmen, çevre yanı herkes bu dönemde bütün yüklediği bu değerleri ondan alıyor.

İkincisi çocuk bir gün kalkıyor hayatında hiç ummadığı bir olayla karşılaşıyor. Erkek rüyada ilham olmasıyla; kız ise reğel olmasıyla. İşte hayatlarının değiştiği maddi ve manevi dünyalarının yıkıldığı an.

Burada çocuk ne yapacağını bilmiyor. Şöyle düşünelim: bir anne gebe kaldığı ilk anlardan itibaren dünyası değişiyor, küçücük bir hücre onun bütün duygu ve beden evrenini değiştiriyor ya, bunu en iyi kadınlar anlar.

İşte ergenlik çağına giren çocuklar yanı gençliğe adım atan bu muazzam varlıklar olan gençlerde de böyledir. Büyün maddi ve manevi dünyaları alt üst oluyor. Bir tarafta çocukken kendilerine verilen hakların elerinden alınmasıyla yaşadıkları sıkıntılarıyla ve anlamlandıramadıkları sebep ve sonuçlarıyla uğraşırken.

Diğer tartan neden böyle oldu? Sorusuna kafa bir milyon edasıyla boğuşurken diğer tarafta da ergenliğin verdiği büyük değişimin pençesinde kıvranıyor. Ruh, değişiyor ve gıda istiyor: Bilgi, ilim irfan. Beden değişiyor ve yine çocuk bunun nedenini öğrenmek istiyor.

Ama nafile bizim yaptığımız sadece bunları anlamak yerine bunlara çözüm bulmak yerine bu gençleri yanlış yorumlamak, soytarı, saygısız, edepsiz, kendini bilmez, aptal ve bun benzer kelimelerle onları tanımlıyoruz.

YANLIŞIZ BEYLER BAYANLAR, ÖĞRETMENLER, BABALAR, ANNELER, DOSTLAR, AKRABALR, İNSANLAR.

Ya da bundan bir şey çıkmaz, bundan adam olamaz gibi aşağılık kelimler ve tanımlamalar kullanıyoruz, YANLIŞIZ İNSANLAR! Ve sonuç bazen bu genç işin içinden çıkamıyor ve hiç hoş olmayan neticeler.

Yani dostlar bu gençleri doğru tanımlayalım, onlar hala evvela yazdığım o değerleri hak eden çocuktur, evlatlarımızdır.

Onlar hala maddi ve manevi bilgiye ve rehberliğe ihtiyaç duyan kaliteli varlıklardır. Ve asla sizin tanımladığınız gibi soytarı, saygısız, edepsiz ya da buna benzer yanlış tanımlamaları kak eden ne de ona sahip kişilerdir.

Aksine onlardan her şey çıkar, her şey olur ve her şey ve her şey özeti onlar muazzam bir insan olacak kadar şerefli, onurlu ve kaliteli ve karakterleri üstün olan varlıklardır.

Ey dostlar onları doğru bilelim ve doğru tanımlayalım onlar bizim varlıklarımız, bizim değerlerimizdir.

Bence onları değil bizler kendimizi sorgulayalım.