vanhavadis @ hotmail.com

Bilindiği üzere, yayata en çok sıkıntı, buhran, çıkmazların içerisinde bulunduğumuz yıllarımız elbette ki; 12 ile 28 yaş aralığıdır.


Kiminle konuşsak konuşalım bu yıllardan bahsettiğimizde en çok iç çektikleri yıllardır. Şimdiki gençlerde de aynı durum söz konusu. Bu yaş grubundaki insanlarla konuştuğumda içim ürperiyor lakin sonra derince bir iç âlem muhasebesi yaptığımda bunlar geçicidir, diyorum ve rahatlıyorum.


Peki, nedir bu dönemdeki iç âlem huzursuzluğu: Evvela bizler fiziksel ve ruhsal değişimlerin içerisindeyiz. Bunların bizler üzerinde derin tesirleri var; bizler de bunlardan baya müteessiriz, muzdaripiz, sıkıntı içerisindeyiz.


Birçok kişi ile konuştuğumda içimde derin bir boşluk var; lakin nedenini bilmiyorum, der. Evet, içimizde anlamını bilmediğimiz derin boşluklar var. Bizi aciz eden o kadar derin bir huzursuzluk var ki, bunu açıklamaya dilimiz varmıyor, dilimiz varsa da bunu anlatacak kelimeler bulamıyoruz.

Çünkü hep düşündüğümüz şey: Acaba bu duyguları benden başkası yaşıyor mu? Benden başka bu iç huzursuzluğu yaşayan var mı? Bazen öyle bir hal alıyor. Şöyle düşünüyoruz: Kimse bizi anlamaz, biz bu dünyada tek başımızayız. Hata bazen şunu deriz benden başka beni anlayan yok. İçimizdeki boşluk derinleştikçe derinleşiyor ve buna bağlı bizde yalnızlaştıkça yalnızlaşıyoruz.

Yaşadığımız bu iç âlemdeki milyonlarca renkli düşünceler, dalgalanmalar, gelgitler; hangisi benimdir hangisi benim duygularımdır, hangisi beni ifade ediyor, diye saatlerce, günlerce bazen aylarca hatta yıllarca süre gelen bir düşünce izdirabı içerininse giriyoruz. Bu izdirap sanki tek bizdeymiş gibi algılar, kimse bizi anlamaz ve anlatsak bile faydası olmaz iç âlem dürtülerimize, diye düşünür dururuz. Bunlar bizi derin bir iç boşlukla sarsıyor. Bazen de bunlar varken sanki hiçbir şey yokmuş gibi boş boş iç âlemimizdeki evrene bakıyoruz ama orada da derin bir boşluk var.

Bu öyle bir hal alıyor bizler of püflere başlıyoruz. Kocaman evren bize dar geliyor. İnanılmaz muazzam boyutlardaki hayallerimiz bile derin bir boşlukta kalıyor. Bazen de öyle bir hal alıyor bu kadar kıymetli bedenimiz, ruhumuz, evren, kâinat; annemiz babamız, kardeşlerimiz, akrabalarımız ve hata bütün bir insanlık ruhumuzda koca bir hiç. Evet, koca bir hiç oluyor. Ya da biz kocaman bir hiç görmeye başlıyoruz.


Bunun yanında kendimizi, çevremizi, kültürümüzü, yaşamamızı, dünyamızı hata inancımızı, sahip olduğumuz ve olamadığımız ne varsa bu koca boşluk içerisinde sorgulamaya başlıyoruz. İlginç olan şey bu kadar değerlerin bile bazen anlamsız, manasız ve koca bir hiç olması bizde. Evet, derin boşluk alıp başını gidiyor.

Bu boşlukta bizim iyiliğimizi düşünenler bile bize adeta düşman çünkü bizler farklı bakıyoruz onlar farklı bakıyor. Sanki bizi anlamıyorlar evet anlamıyorlar (galiba). Bu bizi daha da sarsıyor. Hele bizim akrabalarımız annemiz ve babamız bizi anlayamıyorlar, bize öyle geliyor. ( Tabi çok iyi anlayanlarda var elbette anne ve babamız en azından çoğu zaman). Bizler ne desek sanki bunlar ve içinde bulunduğumuz evren tam tersini söylüyor. Aman Allah’ım bu nasıl bir derin boşluk içimde nasıl bu kadar derinleşti.

Biz içinden çıkmaz hale geldik bile diyemiyoruz. Dediğimiz tek şey evet, manasızlık, dert, keder, sıkıntı, üzüntü ve içinde çıkılmaz boşluk bende var başka hiçbir varlıkta yok. Sonra a keşke ben burada doğmasaydım, bu çevre, bu evren benim olmasaydı diyoruz.

Şöyle düşünün galaksi siteminde tek başınıza yola çıkmışsınız yanınızda kimse yok ve uzay boşluğunda hiçbir zaman bulmayacağınız ve varamayacağınız bir yere doğru akıp gidiyorsunuz. Ya da bir renk seviyorsunuz ama hangi renktir bilmiyorsunuz ve milyarlarca rengin içinde renginizi arayacak derin bir boşluk.

Bu ve  buna benzer binlerce devasa boşluklar içimize yerleşti kaldı, yüreğimizi mesken tutu hata beynimizde bir ve kalbimizde bir imparatorluk kurdu.

Yerleşti oraya ve bizi keyfince yönetiyor oh ne ala. Bunun tedavisi var mı?

Evet var, gelecek haftaki yazımda buna değineceğim.

Bir sonraki yazımda görüşmeküzere, esenkalın, mutlukalın...