yunuskusan1 @ hotmail.com

İnsanlık ailesi bugün tüm dünyayı işgali altına alan bir virüsle karşı karşıya… Öyle ki; en gelişmiş ülkelerin yanı sıra 3.sınıf ülkeler bile gözle görünmeyen bu virüs ile büyük bir mücadele içinde. Bu virüs sınıf ayırımı yapmıyor. Dolayısıyla insanlık ailesi, ülkelerinde tedirgin içindeler ve bugün adeta evlerinde ölümü bekliyor durumdalar.

Korona virüs, zengin fakir ayırt etmiyor.  Sesi, kokusu, rengi ve görüntüsü olmayan ve tek hedefi insanı yok etmek olan bu ‘minik canavar’ nereden ve niçin çıktı?

Korona virüs uyuyan bir canavar idi ve onu insan uyandırdı.

Şuna inanıyoruz ki; evrende bir yaratan bir de yaratılan vardır. Yaratan Allah ise onun dışındaki her şey yaratılandır. Dolayısıyla korona virüs ve dahi ismini bilmediğimiz birçok bakteri ve mikrop Allah’ın yarattığı birer ayettir. Ve Allah, boş yere hiçbir şey yaratmaz.(Sad-27) Gözle gördüğümüz veya görmediğimiz birçok yaratılan, yeri ve zamanı gelince Allah’ın bir askeri gibi kendisine verilen görevi yerine getirir. Bakteriler, mikroplar ve virüsler de görevini bekleyen birer askerdir.

İnsanların elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozulma meydana geldi. Neticede (Allah), yaptıklarının (kötü sonuçlarından) bir kısmını kendilerine tattıracaktır; umulur ki (yol yakınken) dönerler.(Rum-41)

Ellerimizle dünyayı kana buladığımız ve ellerimizle âlemi fesada boğmamız sonucu şu ‘minik canavar’ uyandı. Korona virüsü; Yaratıcı tarafından nasıl kodlanmışsa görevini ona göre yapmakta.  Ve yüklendiği görev ile insanlık ailesinin başına bugün musallat olmuş durumda.

‘’Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir; kaldı ki Allah birçoğunu da bağışlar.’’ (Şura-30)

 Bunun içindir ki; lütfen topu Allah’a atmayalım ve başımıza gelen musibetlerin faturasını Allah’a kesmeyelim.

Şüphesiz Allah, hiçbir şeyle (ve hiçbir şekilde) insanlara zulmetmez. (Yunus -44)

ŞİMDİ MUHASEBE ZAMANI

Bizler hırsımızın, hasedimizin, kinimizin ve bencilliğimizin –maalesef- bugün karşılığını görüyoruz.

Ellerimizle çaldığımızın,  gasp ettiğimizin karşılığını… Yapmış olduğumuz haksızlıkların, arsızlıkların ve zulmün karşılığını alıyoruz.

Oy vererek desteklediklerimiz mazlumu gözetmedi, kibirlendi ve şımardı. Makam sahibi yaptıklarımız harama el uzattı ve yetimi gözetmedi. Şimdi bu vebalin karşılığını hep beraber alıyoruz.

Şakirtlerimize ulaştırmak adına çaldığımız soruların karşılığını… Emeğini çaldığımız öğrencilerin ahının karşılığını bugün alıyoruz.

İdeolojilerimiz uğruna dükkânlarını, araçlarını, evlerini yaktığımız insanların bedduasının karşılığını alıyoruz. Kısacası ellerimizle yaptıklarımızın karşılığını görüyoruz.

EY İnsan!

 Ellerin bombalar yağdırdığı Halepçe, Roboski’li halkının ahının karşılığını görüyoruz bugün.

Ellerin bombalar yağdırdığı, Afganistan, Irak ve Suriyeli mazlumların feryadının bedelini tepkisiz kalan insanlık bir bir ödüyor.

Ellerin, Arakan’da, Hindistan’da, Doğu Timur’da, Keşmir’de, Çeçenya’da, Somali’de ve Filistin’de mazlumların kanına bulaştı. Eller, on yıldır Gazze halkını ablukaya aldı. Şimdi o eller kirlendi kirlendi kirlendi.

Bugün ellerimizi günde yirmi defa sabunlu su ile yıkıyoruz ama nafile. Mazlumların ahının, feryadının ve kanının bulaştığı ellerimizin su ve sabunla –kolayca- temizleneceğini mi zannediyoruz?

Ey Yeryüzünü ihya ve inşa etmekle kendini mükellef gören Müslüman!

Ellerimizle mezhebimizden olmayanları katlettik. İtikadımıza uymadığı için nicelerini tekfir ettik, sürgün ettik ve yok ettik. Cemaat ve mezhep taassubu yarışına girdik. Kendi cemaat ve mezhebimizi ‘la yüsel’ gördük.

Kendi ırkımızı üstün gördük. Diğer ırkları kendimize köle bildik. Başka ırkların diline, rengine, kültür ve inancını düşman belledik. Ve böylelikle de şeytanın yolunu seçtik.

Ey insanlık ailesi!

Ellerimizle yok ettik ve kirlettik doğayı. Ellerimizle katlettik savunmasız hayvanları. Böylelikle fıtratımız ve ellerimiz kirlendi kirlendi kirlendi…

Şimdi ellerimizi dezenfektan ve kolonyalarla temizlemeye çalışıyoruz. Ama nafile…

Bugün üzerine bombalar yağdırdığımız masum insanlar gibiyiz şimdi. Ve onlar gibi evlerimize çekilmiş durumdayız.

Korona virüs bizi düşünmeye ve murakabeye sevk etti.

Ve üzülerek belirteyim ki virüs nedeniyle bugün daha fazla bireyselleştik. Kadim bir geleneğimiz olan ‘misafir’ kavramı askıya aldık. Toplu ibadetlerimizden olan Cuma namazı bugün eda edemiyoruz. Cemaat olma yani  ‘birliktelik ruhumuz’ tükeniyor.

Bugün çaresiziz.

İnsan ekmeksiz yapabilir lakin insansız asla. Şimdi uyandırdığımız şu ‘minik canavara’ karşı birbirimize sadece  –evlerimizin balkonları veya pencerelerinden- teselli sözcüklerini iletebiliyoruz. Ne mal, ne makam ne de itibar sahibi olmak korona virüsüne karşı fayda sağlamıyor. Sokak ve caddelerimiz bom boş. Bugün,  İnsanlık ailesi olarak bizler sadece, Allah’ın büyüklüğüne şahit oluyor ve ona sığınıyoruz.

Şimdi ey halkım! Musa olma zamanı.

Hani Musa bir Kıpti’yi öldürmüştü de işlediği bu günahtan dolayı korkmuş ve şehrin dışına çıkmış ve sonra da yaptığı eylemden dolayı pişman olmuştu. Hz. Musa kendiyle yalnız kaldığında; ‘’Bu şeytan işidir. O, gerçekten saptırıcı, apaçık bir düşman!’’ dedi.”  (Kasas-15)

Ardından Hz. Musa:  ‘’Rabbim! Doğrusu kendime zulmettim (başıma iş açtım). Beni bağışla!’’ dedi. Allâh da O’nu bağışladı. Çünkü çok bağışlayıcı, çok esirgeyici olan O’dur.(Kasas-16)

‘’–Rabbim! Bana lutfettiğin nîmetlere and olsun ki, artık suçlulara (ve suça sevk edenlere) aslâ arka çıkmayacağım.’’ dedi.” (el-Kasas, 16-17)

Başımıza musallat olan virüsten kurtulmanın ilk yolu  (ayetten de anlaşıldığı gibi) Hz. Musa gibi ellerimizle yaptığımız günahlardan dolayı pişman olmak ve Allah’tan tövbe dilemek.

İşte o zaman ellerimiz Hz. Musa’nın elleri gibi manevi kirlerden arınacaktır.

Elini koynuna soktu. Çıkardığında bakanların gözünü kamaştıran bir ışık saçıyordu.”(Araf-108)