yunuskusan1 @ hotmail.com

Doksanlı yıllar idi..
Memlekette, Bir elin parmak sayısını geçmeyecek kadar İslami Vakıfların olduğu, İslami derneklerin ise hiç olmadığı bir dönem.
Mekan kısıtlılığından dolayı, evlerimizin bir odasını kendimize has kılmış ve mescid edinmiştik.
O dönemler; Bizimle ilgilen ağabeylerimizin veya -sonradan- bizlerin -mahallede- İlgilendiği bir kaç genci -mescid edindiğimiz- bu mütevazi, sobalı odalarda topladığı ve bir kaç ayet veya hadis üzerine konuşmalar ve düşünmeler gerçekleştirdiğimiz dönem...
....
'X vakfında ki' veya 'X camilerdeki' hocalarımızın 
-cuma namazı veya hafta sonu vakıfta- vereceği dersi iyi dinleme ve kaçırmama adına, erken saatlerde vakıflarda veya camide yerlerimizi aldığımız dönemdi. 
O dönemler, Hayranlıkla ve merakla kendisini dinlediğimiz hocalarımız, bizim için bir örnek idi...
.....
O dönemler;
Marksist/Leninist ideolojinin bölge gençlerini esir almaya çalışmasının yanında -dönemin- baskıcı rejiminin, zulmunü -bölgede- zirveye çıkardığı bir dönemdi. 
İşte böyle bir dönemde İslami kişilikleriyle tanınan hoca ve ağabeyler bizim için bir ışık olmuştu. 
O karanlık dönemlerde, evlerimiz 'Erkam B. Erkam'ın' evi...
Arkadaşlar veya ağabeylerimiz ise 'zamanın sahabesi' gibiydi.
Böyle bir atmosferde, yapılan ibadetler ve sohbetlerin samimiyeti, etkisi ve tadıda bir başka oluyordu.
.....
'İslami! sakal' bırakmanın cesaret istediği bir dönemdi doksanlı yıllar.
Her an gözaltına alınabileceğiniz veya gözaltında kaybolacağınız dönemler...
.....
"-Olsun...! Derdik."
Bu uğurda bizim için sürgün bir hicret ölüm ise şehadet idi.
Bu baskıcı dönemde;
Hocalarımızın ağlatan ve titreten vaazları bizleri diri tutuyor ve çalışmalarımızı şarz ediyordu.
.....
Üniversiteyi kazanmak-mış, zengin olmak-mış, askerlik yapmak-mış...Bunlar bizden çook uzaklarda olan şeylerdi. Zira biz 'fani dünyanın' albenilerine kapılmayı ve 'tağuti! düzene' memurluk veya askerlik yapmayı - o dönemler -kendimize zul kabul etmiş kişilerdik. (Çünkü ağabeylerimizin eğitim ve yetiştirme tarzları hep bu yönde idi)
....
Çalışma alanlarımız sınırlı olmasına rağmen, hepimiz 'Medine'de ki Musab' gibi çalışıyor ve davaya genç kazanma adına koşturuyorduk. Çünkü, -yakın zaman da yanı başımızda- İran'da gerçekleşmiş olan 'İslami! devrim', bize umut olmuştu. (Hatta her ağabey, ya cebinde ya da evinde Humeyni'nin fotoğrafını -ona bağlılık adına- taşıyordu)
.....
Bu çaba, okuma ve tebliğimizin karşılığını 
-Allah'ın da yardımıyla- alıyor ve artık odalarımıza sığamaz oluyorduk. 
...
O dönemler;
Herkes, kazandığının yüzde üçünü -tabi memur bir iki arkadaş dışında çoğu inşaat veya farklı mekanlarda işçi olarak çalışan kardeşlerdi- çalışmalara ayırır ve ilerde bir mekan sahibi olmanın özlem ve hayallerini yaşardık. 
.....
O dönem bizler;
Bir Milletvekili, Belediye başkanı, Doktor, mühendis veya müdür tanıdığı olmadığı, dönemlerin şahitleriydik.
.....
Uzun yazının kıssası şu:
Bugün, sayısız Vakıflara, mescidlere, derneklere, camilere, K.Kurslara, İlahiyat fakültelerine ve medreselere sahib olduk.
Bugün, istemediğiniz kadar İlahiyatçı, imam, mele, hoca, K.kursu yöneticilerine sahibiz.
Bu bolluğa rağmen bugün -maalesef-, ne 'Musab-i heyecanımız' ne de davetimize icabet edecek muhattablar kaldı.
Bunca etiket ve makamlarımıza rağmen bugün;
Kimselere rol-model olamıyor ve Hiçbir gencin sevgi ve muhabbetini de kazanamıyoruz.
....
Bugün bizler, birer vekil, b.başkanı, doktor, mühendis, memur olduk veya -bilmem hangi makamlara- danışmanlık yapıyoruz.
Bugün, -dün her türlü maddi sıkıntı yaşayanlar- yüksek maaşlara sahipler artık.
-Dün giyecek ikinci bir elbisesi olmayanlarımız- bugün her çeşit ayakkabıya uyacak giyselere sahip olduk.
-Dün kendimizi ve davamızı tanıtma adına, muhattablar arar iken- bugün, sahip olduğumuz makamlarımızdan dolayı, çıkarları için insanlar kapımızda sıraya girmekte ve bizimle tanışmak istemekte.
.....
Anlayacağınız bugün dünyevi kazanç ve makam olarak çok şeylere hızla sahip olduk/ oluyoruz.
Lakin, bizi biz yapan değerlerden de -maalesef- o hızla uzaklaşıyoruz. 
.....
Ve. sonuç;
Böylelikle topluma olan örnekliğimizi kaybettik. Bununla beraber toplumun da bize olan güveni -ne yazık ki- bitti/ bitiyor.
(Bu yazı; 
Dün kendilerini heyecan ve hayranlıkla dinlediğim ve izlediğim ağabeylerin, bugün ki 
-bana gönderilen şık giysili- fotoğraflarına bakınca zihin dünyamdan dökülenlerin oluşturduğu bir yazı)