yunuskusan1 @ hotmail.com

 Siz hiç büyüyünce ‘davetçi’ olacağım diyen bir Müslüman evladını gördünüz mü? Evet, büyüyünce doktor, öğretmen, mühendis vd. olacağım diyen çocuk veya gençlere şahit olabiliyoruz lakin ‘ben büyüyünce -ihlaslı- bir davetçi olacağım’ diyene şahit olmadık. Şu hakikati bir defa belirtelim. Öğretmen, doktor, mühendis, astronog, arkeolog vb. olmak, ‘ davetçi  müslüman’ olmanın önünde bir engel değildir. Zira bulunduğumuz statü ve rol bizlere bu konuda yeni sahalar açmaktadır. Örneğin Müslüman –ahlaklı- bir doktorun hastaları ile olan örnek davranışı, birçok hastayı olumlu anlamda etkileyeceği gibi.

İmdi:

1-Davetçi derken neyi kastediyoruz ve Müslüman bir davetçi neye davet etmeli?

2- Davet çalışmasında herhangi bir ücret alınmalı veya talep edilmeli mi?

3-Bir davetçi olmak için illa bir ilahiyat fakültesinden, medreseden veya bir imam hatip lisesinden mezun olma şartı var mı?

Zihinlere takılan bu tarz sorulara cevap olma adına ilkinden başlayalım.

1-Allah'a çağıran, yararlı iş yapan ve “Ben, kesinlikle Müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kim vardır? (Fusilet-33)

Ayetten de anlaşılacağı üzere davetçi; cemaatine, meşrebine, mezhebine, derneğine, dergâhına ve vakfına değil sadece ama sadece Allah’a çağırandır. Peki, Allah’a çağırmak ne demektir? Allah’a çağırmak aslında insanlığı kendi fıtratına çağırmak demektir. Unutmayalım ki her fıtrat İslam fıtratı üzere doğmaktadır.

Davetçi, dertli olandır.  İslam’ı, Müslümanları, mazlumları, mustazafları, yoksulları yani toplumun tüm ezilmişlerini hatta hayvanları bile kendine dert edinendir.

 Davetçi, en büyük devrimcidir. Davetçi bu kutsal devrimi ilkin kendi benliğinde, genlerinde, kalbinde ve zihninde gerçekleştirmelidir.  Dünyada giden kötü gidişata dur deyip, bunun ıslahı için çabalayan ve bu gidişatı insanlığın faydasına çevirmek için çırpınandır.

Davetçi, ihlaslı olmalıdır. Bu uğurda yapacağı her faaliyeti Allah için yapmalı, zira Rıza-i ilahi için yapılmayan her çalışmanın sonunun bedbaht olacağını iyi bilmelidir.

2-Davetçi; ihlasla yapacağı bu davet çalışmasında başına gelebilecek her türlü olumsuzluğa hazır olmalıdır. Bu çalışmanın karşılığını cemaatten, cemaat liderinden, cemaatteki kardeşlerinden, devletten veya toplumdan beklememelidir. Karşılığını yani ücretini sadece Allah’tan beklemeli ve bu niyetle çalışmalıdır. Allah’tan başka herkesten karşılığını bekleyerek yapılan bu çalışmalar zaten sırıtarak kendini o kişide gösterir ve o kişiyi çok komik ve basit bir hale düşürmektedir. İlk peygamberden son peygamber Hz. Muhammed as’a kadar tüm Nebi’ler farklı işler ile meşgul olmuş ve geçimlerini bu işler ile sağlamışlardır. Yani bu kutsal dava üzerinden geçinmemişlerdir. Onlar kavimlerini Allah’a davet ederken hep şu sözü söylemişlerdir.

 (Yûnus Suresi), 72.
“Eğer yüz çeviriyorsanız, sizden zaten hiçbir ücret istemedim. Benim ücretim, ancak Allah'a aittir.”

(Şuarâ Suresi), 164.
"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."

(Şuarâ Suresi), 180.
"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."
(Sâd Suresi), 86
(Ey Muhammed!) De ki: "Bundan (tebliğ görevinden) dolayı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Ben kendiliğinden yükümlülük altına girenlerden değilim."

3-Ben Allah’a teslim oldum (Müslümanım) diyen her kul aynı zamanda Allah yolunda bir davetçi olduğunu da kabul etmiştir. Namaz, oruç ve zekat nasıl müslümana farz ise Allah’a çağırmak yani iyiliği emretmek ve kötülüğü nehyetmekte Müslümanım diyen birine farzdır.

Zira Allah:

 “Sizden, hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.” [Ali imran-104]
 “Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz, maruf (iyi ve İslam’a uygun) olanı emreder, münker olandan sakındırır ve Allah’a iman edersiniz. Kitap Ehli de inanmış olsaydı, elbette kendileri için hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler vardır fakat çoğunluğu fıska sapanlardır.”  [Ali imran-110]
“Bunlar, Allah’a ve ahiret gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar salih olanlardandır” [Ali imran-114]

Aksine toplumda yaşanan olumsuz gidişata, zulme, fuhuşiyata, fücur ve ifsata karşı sessiz kalanları rabbimiz uyarmakta ve bu amelin kötü bir duruş olduğunun altını çizmektedir.

“Yapmakta oldukları münkir (çirkin iş)lerden birbirlerini sakındırmıyorlardı. Yapmakta oldukları şey ne kötü idi.” [Maide-79]

 Dolayısıyla davetçi hem ahlaken ve hem de ilmen birikimli-donanımlı olmalıdır. Bunun içinde illa bir etiketinin –ilahiyat profesörü, imam, hoca, şeyh, seyid, din kültürü öğretmeni vb.) olmasına gerek yoktur. Çünkü peygamberler ya bir çoban, ya bir terzi, ya bir demirci ya da bir marangozdular. Yani onların ilmi sadece Allah’tan aldıkları vahiy idi. Yani oradan besleniyor ve beslendiklerini hemen başkaları ile paylaşıyorlardı.

 Özet olarak bu toplumun acilen ihlaslı davetçilere ihtiyacı var. Hür düşünen, aklını kiraya vermeyen, abisinin sözüne kul ve köle olmayan, dertli ve ahlaklı davetçilere… Yani Musab B. Umeyr’lere ihtiyacımız var. Cemaatlerimiz bugün belki namaz kılan, Kur’an okuyan ve oruç tutan bireyler yetiştiriyor olabilir lakin davetçiler maalesef yetiştirememektedirler.