vanhavadis @ hotmail.com

Günlerden çarşamba, takvim 12 şubatı gösteriyor. Pencere kenarında dışarıyı izliyorum.

Hava sisli, şubat tüm hünerlerini gösteriyor üstümüze kar serpiştiriyor. Narin kar taneleri, nazlı nazlı süzülüyor. Ne kadar da güzel..

Adeta büyülendim. Karı izlemek beni benden aldı, kendimden geçiyorum. Cam fanusta gibiyim, huzurluyum sonsuza kadar bu anı yaşamak istiyorum. Kar ve ben... Karı izlerken annem elime bir gazete tutuşturuyor,

-Birazdan teyzenler gelecek, al da camı sil. Gazete,  üç gün önce yayımlanmış; "Van'da 13 mülteci donarak yaşamını yitirdi." Biri kadın 13 kişi İran'dan kaçak yollarla Türkiye'ye giriş yapmış. Yarı yolda, Çaldıran'da dağlık bir yerde eksi 25 dereceyle tipiye yakalanmışlar. Manşetin altına bir fotoğraf koymuşlar, yerde üç kişi yatıyor. Fotoğrafı görünce kanım dondu. Ölümden kaçıp ölüme yakalandılar.

 Beni cam fanusta masal diyarına götüren, huzur veren şey; onların ölüm sebebi olmuş. Kusursuz, eşsiz güzelliği olan kar, gözümde keskin sert bir giyotine dönüştü. Suçsuz yoksulların giyotini... Van'da bu aralar kar yağışı yüzünden kötü haberler eksilmiyor. Yine aynı şehirde, 7 gün önce çığ felaketi oldu. Bahçesaray'da 41 kişi hayatını kaybetmiş.   Yine yine masal diyarına götüren kar, bir felakete götürdü. Daha duymadığım duyup da hatırlamadığım o kadar çok haber var ki... Sevmiyorum artık, sevemiyorum. İnkâr edilemeyecek kadar eşsiz bir güzelliği var, acısı bütün güzelliğini yok ediyor. Cam fanusum patlıyor, o nazlılığı yok oluyor gözümde. Bu eşsiz buz kristalleri yere her konuşunda vücudumda bir cam kesiği oluşturuyor. Buz kesikleri...

Ben dalıp giderken, zilin sesiyle kendime geldim. Teyzemler geldi.