yunuskusan1 @ hotmail.com

 Türkiye; altı yüzyıllık Osmanlı geleneğinin 1920’de Mustafa Kemal öncülüğünde derdest edilerek yerine “Atatürk ilke ve inkılaplar” adı verilen yeniliklerinin!  Kurulduğu bir beşeri düzenin adıdır. Bu yeni düzen, Türkiye milletinin istediği ve destek verdiği bir düzen değildi ve hiçte olmadı. Aksine bu yeni –laik- düzen; Osmanlı düşmanı dış mihrapların, -Osmanlı düzeninin yıkma adına -uzun süreli yaptıkları bir plan ve projenin sonucudur. Tabir-i caiz ise bu; Osmanlı devletine yapılan bir darbenin sonucudur. Evet, Osmanlı halkının istemediği bu darbede çıkar, menfaat, ihanet ve yabancı ülkelere olan kulluktan başka bir şey göremiyorsunuz. Halkın menfaati için bir kalkışma ve bir değişikliği maalesef göremiyor ve okuyamıyorsunuz. Çünkü yapılan ilke ve inkılaplar halk için olsaydı, halkın âlim ve öncüleri idam edilmez, -dersim ve zilan gibi yerlerde olduğu gibi- halkın üzerine uçaklardan bombalar yağdırarak bu halk katledilmezdi.  Burada bir hakikat daha var ki o da; mazlum halkın üzerine uçaklardan bomba yağdıran pilotlardan biri Sabiha GÖKÇEN denen ilk bayan pilot ki bugün ülkenin en gözde havalimanlarından birine –maalesef- bu isim verilmiş.

  Nasıl ki bugün;  Afganistan, Irak ve Suriye gibi ülkelere demokrasi! bomba, silah, gözyaşı, ölüm ve ihanetlerle götürüldüyse işte ta o zaman da bu topraklara demokrasi! böyle getirtilmiş. 1920’li yıllarda bu topraklara demokrasiyi getiren eller ile bugün orta doğuya demokrasi getiren eller aynı. İhanetçiler, kuklacılar ve dalkavuklar değişse bile bu eller hiç değişmedi. Vatan ve toprak düşmanı  -satılmış- ihanet çeteleri, bazen asker, bazen din ve bazen de bir devrimci kisvesine bürünerek ortaya çıkarak kendini göstermiştir. 1920’li yıllarda özgürlük ve demokrasi getirme teranesi ile ortaya çıkan bu zihniyet, 1960,1972, 1980 ve 1997’de de laiklik ve cumhuriyet teraneleri ile ortaya çıkarak darbeler yapmıştır. Bu darbelere karşı –sindirilen- halk, hiçbir zaman tepki göster (e)memiştir.

Bu ülkede yapılan her darbeler hem halkın eğitim standardını ve hem de devlet ekonomisini geriye çekmiştir. Darbeler sonucu Türkiye Cumhuriyeti;  ekonomi, siyasi, kültürel ve eğitim alanında hiçbir zaman gelişmemiş ve güçlenememiştir. Dolayısıyla da hiçbir zaman ilerleyememiştir. Aksine bu darbeler; dış mihrapların Türkiye topraklarında daha fazla söz sahibi olmalarını sağlamıştır. Bugün dingin bir kafa ile olaylar okunduğunda,  darbelerin kimin işine yaradığı ve kimi kalkındırdığı çok rahat anlaşılmaktadır.

  Ülkemizde en son yaşanılan 15 Temmuz darbe girişimine de böyle bakmak zorundayız. Yani bu darbe girişimi, -sonuç olarak- kimi sevindirdi ve kimi üzdü? 15 Temmuz darbe girişimi iyi okunup ve izlendiğinde, özelde Türkiye halkı genelde de -gözünü Türkiye dikmiş-  dünyanın mazlum halkları bu darbe girişimine sevinmemiş aksine bu darbenin gerçekleşmemesi için Türkiye’nin imanlı halkı bedenlerini tankların önüne siper etmiştir. Ve darbe gerçekleşmediği içinde günlerdir meydanlarda bu halk sevinç gösterisi yapmış ve yapmaktadır.

Peki, bu darbenin gerçekleşmemesi kimi üzdü, kimin hesaplarını derdest etti ve kimi öfkelendirdi?  Evet, bu aşağılık ve başarısız darbe; başta üst akıl denilen ve kendi çıkarları için bu topraklarda her on yılda bir darbe yaptıran dış mihrapları (ABD, İSRAİL, İNGİLTERE, ALMANYA, FIRANSA, AVUSTURYA…) ve onların maşalarını (FETÖ, PKK, MLKP, DHKPC, İŞİD…) çok üzmüştür.

Bu darbe sonucunda şuna şahit olduk ki; silaha, bombaya ve tanka kendini siper edenlerin çoğu İslamcı ve muhafazakâr kesim idi. Tekbir seslerini, sala seslerini ve ezan seslerini kendilerine silah edinen bu halk, tankları ve bombaları imanlarıyla yenmiştir. Yıllarca baskı gören, aşağılanan, horlanan, gözaltına alınan, katledilen ve hakları elinden alınan bu halk, dedelerinin suskunluğunu tekbir sesleri ile bozmuş ve bu ülkede bir daha zulümlerin yaşanmaması için kendilerini feda etmişlerdir. Adeta zamanın modern Ebrehe’lerini yine bu zamanın Ebabilleri yerle bir etti. Kendi ‘Mursi’lerine sahip çıkmış ve bu ülkenin başına ‘Sisi’leri getirtmedi.  Halkı hesaplarına katmayan hain çetelerin aşağılık hesaplarını bu halkın imanı bozmuştur.  

 Sonuç olarak:

1-      Bir kanser virüsü misali devletin her alanına girmiş ihanetçilerin adaletle sonuna kadar temizlenmesi gerekmektedir. Özelikle 17-25 Aralık operasyonu ve Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın tabana “ayrılın” çığlıklarının sonrası hala bu örgüte gönül bağlayanlar bir daha uyarılarak onları örgütten koparmanın yollarına -acilen- gidilmelidir.

2-      Özellikle AKP kendi içindeki FETÖ’cüleri, dalkavukları, arsızları, hırsızları ve ihalecileri acilen tespit edip cezalandırmalıdır.

3-      Darbenin ilk günü meydanlarda olan ve kendilerini feda eden imanlı halk ile darbe geçtikten sonra meydanlara inen mal, makam, şöhret ve ideoloji severler iyi ayırt edilmelidir. Darbeden önce darbenin olumlu sonuçlanması için televizyon başlarında, market ve benzin kuyruklarında olan bu varlıklar, darbe sonrası umduklarını bulamayınca ellerine geçirdikleri Türk bayraklarıyla meydanlara koşmuş ve kendi ideolojilerinin propagandalarını yapmaya çalışmış ve çalışmaktadırlar. Ne yaparlarsa yapsınlar darbeyi imanlı muhafazakâr kesim önleyerek “ bir halk devrimi” gerçekleştirmiştir. Gezi zekâlılar şimdi kalkıp ta bu devrimi kendilerine mal etmeye kalkışmasınlar. Zira her kes her şeye çok iyi şahit oldu.

4-      Hükümet, devletin tüm kurumlarına cemaatçileri değil, ehliyet sahibi (ister ateist olsun) insanları getirtmelidir.

5-      Devlet halkını ödüllendirmeli ve gerekirse önemli konuları halkın kanaat önderleri ile istişare etmelidir.

6-      Darbe gerçekleşmiş olsaydı tüm İslami camialar, dernekler ve vakıflar kapatılacak ve öncüleri gözaltına alınacaktı. Bu realite ile hükümet, bu STK’ların öncüleri ile daha sık bir araya gelerek memleket meselelerini istişare etmelidir.

7-      Türkiye’nin imajını bozan karanlık olaylar (Sivas olayları, Roboski, 28 Şubat, Hizbullah olayları, Susurluk, ve jitem olaylarının yanında  Turgut ÖZAL, Eşref BİTLİS, Adnan KAHVECİ ve Muhsin YAZICIOĞLU’nun sır-şüpheli ölümleri gibi) bu darbe vesilesi ile dosyalar bir daha gün yüzüne çıkartılmalı ve o dönemin savcıları, hâkimleri, komutanları, valileri, kaymakamları ve emniyet müdürleri ifadeye çağrılarak sorgulanmalı gerekirse cezalandırmalıdır.

8-      Devlet ABD ve AB’nin kuyruğu olma zilletinden vazgeçmelidir. Bu ümmete öncülük etme izzetine sahip olmak için çaba sarf etmelidir.

9-       Türkiye bu darbe vesilesi ile yeni bir diriliş ruhu ile kendi asıl çizgisi olan hak ve adalete geri dönmelidir.

10-   Hükümet şunu iyi anlamalı ki bu ülke; göbeği ve cebi şişkinlerle değil mazlum ve mustazaf halkla başarıya ulaşacaktır.