yunuskusan1 @ hotmail.com

İnsanoğlu beşer iken insan kan döken, fesat çıkaran, fitne yaratan, dağınık bir hayat sürdüren bir varlık idi. Öyle ki melekler,  yeryüzünde fesat çıkaran ve kan döken bir beşerin –bir daha-yaratılmamasını yüce Allah’tan dilemişti. (Bakara-30) Allah, yaratacağı bu beşerin diğer beşerlerden farklı olması için ona ruhundan üfledi.(Tahrim-12)  İmdi insan kendisine üflenen ‘ruh’ ile beşeriyetten kurtulmuş ve insan olma özelliğine sahip olmuştur.

İnsanı beşer olmaktan kurtaran bu ruh can değildir. Bu ruh vicdan, akıl ve iradedir. (M.İslamoğlu)  

  Allah âdemoğullarını yarattıktan sonra onları farklı renklere, dillere ve ümmetlere bölmüştür. Bu ümmetlere içlerinden uyarıcılar (peygamberler) göndermiştir. Bu uyarıcılar, gönderildikleri ümmetleri ‘uzaklaştıkları fıtratları ile bir daha tanışmaya’ davet etmiştir. Zira her fıtrat bozulmamış –orijinal- kodlar ile donatılmıştı.

Ne idi bu kodlar;

1-Allah’ı tanıma(Nahl-36),

 2-Kendisine zarar verecek ve kendisini dış etkenlerden koruyacak his,

3-Merhamet ve acıma duygusu,

 4-Sevmek ve nefret duygusu,

 5- Bir ‘navigasyon’ görevi gören akıl nimeti (sorgulama, düşünme),

 6-Merak etme duygusu,

 7-İyi, güzel ve hoş olana yaklaşma, kötü ve çirkin olandan kaçınma hissi gibi.

Bu kodlar sayesinde yeryüzünü (insan, hayvan, bitki, su, hava ve toprağı) koruma görevi insana verilmiş ve insan bu görevi yüklenmeyi kabul etmişti.(Ahzab-72)

Bazı ümmetler Allah’ın çağrısına (uyarıcı peygamberlere)kulak vererek yeryüzünü ihya ve inşa ederken, bazı ümmetler ise bu çağrıya kulaklarını tıkayarak yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayı tercih etmiştir. Son peygamber ve son kitap ile uyarılan insanlık; ya uyarıya kulak vererek İslam ümmeti olmuş (Enbiya-92), ya da bu –son- uyarıya kulağını tıkayarak/ret ederek küffar ümmeti olmayı tercih etmiştir. (Zuhruf-22)

Zira Kur’an, birçok ayette Müslümanların (kuşların bir ümmet oldukları gibi) bir ümmet olmalarını ister.(Enam-38)

Doğrusu bu sizin ümmetiniz (tevhid dini olan müslümanlık), bir tek ümmettir.(ENBİYA-92)

Allah’ın kullarından istediği ümmet modeline geçmeden önce ümmet kelimesinin hangi anlama geldiğini hatırlayalım: Ümmet kelimesi "e-m-m" kökünden bir isim olup asıl anlamı, sınıf ve cemaat demektir.

 

NASIL BİR ÜMMET?

 Biz Müslümanlar birçok İslami kavramı yanlış anladığımız gibi –maalesef- ümmet kavramını da yanlış anlamış ve bu yanlış anlaşılma üzerine inancımızı bina etmişiz. Örneğin ümmet deyince kalabalık bir Müslüman topluluğu aklımıza gelmiş ve bu bilgi/inançla övünüp durmuşuzdur. Oysaki İslam ümmeti olmak, aynı inanca sahip bir kalabalık olmaktan öte aynı bilinç ve tasavvura sahip bir topluluk olmaktır ki Allah’ta bizden -zaten- böyle bir topluluk istiyor.

Peki, Allah’ın istediğ ümmet nasıl bir ümmettir?

Bu ümmet:

 *Akleden, sorgulayan, güdülmeyen ‘bilinçli’ bir ümmet.(Hud-51)

 *Yeryüzünde fesat çıkarmayan, haksız yere kan dökmeyen aksine her canlıya merhamet eden ‘anne’ bir ümmet.(Bakara-84)

 *Fıtratından kopmayan ve kodları ile oynanmayan bir ümmet. .(Rum-30)

*Kendisinden korkulmayan aksine kendisine sığınılan ‘emin’ bir ümmet. (Ali İmran-159)

 *İnsanlığa iyiliği emreden ve insanlığı kötülükten sakındıran ‘uyarıcı’ bir ümmet. (Nisa-110)

*Kitabına uydurmayan kitabına uyan ‘dürüst’ bir ümmet.(Zümer-38)

 *Yalan konuşmayan, hırsızlık yapmayan, tefecilikle uğraşmayan ve ihanet etmeyen ‘ahlaklı’ bir ümmet.

*Yeryüzünde adaleti hâkim kılmaya çalışan, bir kavme olan kini kendisini adaletsizliğe sevk etmeyen ‘adil’ bir ümmet. (Maide-8)

Bilinçsiz bir kalabalık ‘sürü’ bir ümmetten öteye gidemez maalesef. Zira Müslümanlar, bir buçuk milyarlık nüfusa sahip olmasının yanında dünyanın en zavallı kalabalığı olma özelliğini taşımasının sebebi sizce nedir? Evet, bu müthiş sayıya ve aynı inanca sahip olmaya rağmen en dağınık en perişan ümmet, -maalesef- İslam ümmetidir. Bugün yeryüzünün toprakları, Müslümanların gözyaşı ve kanları ile ıslanmasının sebebi  ‘dağınık bir ümmet’ olmaları-bilinçli bir ümmet olamamalarıdır. Bugün dünyaya merhamet dersi vermesi gereken İslam ümmeti, aksine dünyaya korku, şiddet ve ölüm yaymaktadır. Dünyanın mazlumlarına annelik yapması gereken islam ümmeti, dünyanın en büyük mazlumu konumuna gelmiştir

 Allah’a inanan ona dua eden onu kitabını durmadan okuyan ve onun nebisinin sevgisiyle gözyaşlarına boğulan bu ümmetin durumu neden bu haldedir? Sizce burada çok ciddi bir sorun yok mu? Sorun inanılan bu değerlerde mi?  Yoksa bu değerleri yanlış tanıma ve bu değerlere yanlış inanmada mı? Tabi ki bu değerleri yanlış tanıma ve yanlış inanma sorunudur. Tabi sadece bu sorunla yetinsek ala, lakin bunun dışında birçok sorunun daha var.

Bir başka önemli sorun; İslam ümmetinin yüzyıllardır doğru bildiği yanlışlardan kendini arındırmaması, bir ibadet ruhuyla hayatına aktardığı uyduruk inançlarından vazgeçmemesi ve Allah’ın insanoğluna bahşettiği akıl gibi büyük bir nimetin hakkını vermemesi.

 ‘Yanlış ümmet algısından’ ‘bilinçli ümmet algısına’ nasıl dönülür?

A-Ümmet olma algısı kalabalık birliktelikten bilinç ve tasavvur birlikteliğine dönüşmeli.

B- Aynı mezhep, tarikat ve cemaat beraberliğinden ahlak beraberliğine dönüşmeli.  Zira bugün en iyi ümmet örnekliğini ABD ve AB sergilemektedir. (H. Kırbaşoğlu)

C-Birlik anlayışı aynı inançtan beraberlik anlayışı ise farklı inançtan insanlarla olmalı. (H.Karaman)

D-Müslümanlar, ulus mantığından sıyrılarak bilinçli bir ümmet mantığına sahip olmalı.

C-‘İmamlar bilinçlenmeden ümmet bilinçlenmez’ inancı İslam dünyasına hâkim olmalı.

E- Müslümanlar kendileri gibi düşünmeyen/inanmayanları dışlamamalı.

F- Kendileri gibi düşünmeyenlere Müslümanlığı dayatmamalı. Zira unutulmamalıdır ki; tüm insanlık önceden bir ümmet idi.(Yunus-19)

G-Kur’an Müslümanlarca doğru anlaşılmalı ve asla terkedilmemeli.

Müslümanlar bilinçli bir ümmet olmak zorundadır.

Özelliklede dini inanç konusunda, Kur’an-ı iyi anlama, algılama ve yaşama konusunda. Çünkü Ortadoğu halkının yumuşak karnı dindir. Din ile kandırılıp ve din ile yok ediliyorlar. Temelinde de dinlerini sorgulamadan kabul etmeleridir.

İmdi, İslami her kavram gibi ümmet kavramı da doğru anlaşılırsa o zaman kimse bu ümmeti kandıramaz. Birileri İsrailiyat ve Mesihiyat inancını Müslümanlara İslam diye anlatamaz/ kandıramaz. Kimse rüya ve menkıbeleri bu ümmete din diye yutturamaz.

 İşte 15 Temmuz 2016 gecesi ülkemizde, tanka, topa, silahlara ve jetlere karşı bir vücut misali hareket eden halk en iyi ümmet örnekliğini göstermiştir. Dikkat edilirse önce kaygıda, inançta, cesarette birlik olan halkımız, sonradan bedenen bir araya gelerek bilinçli bir beraberlik oluştrmuştur.

Sonuç olarak;

  Müslümanlar her konuda bilinçlenmek zorundadır. Örneğin;  bize –geçmişten bugüne- din olarak anlatılanları sorgulayarak vahiy süzgecinden geçirmeli, farklı okumalardan korkmadan okumaya önem vermeli, kimseyi şekil ve inancından dolayı dışlamamalı ve mezhep, fıkıh birlikteliğinin itikadi bir birliktelik/mesele olmadığının farkına varmalıdır. Yoksa İslam ümmeti  -yüz yıllardır- düştüğü bu halden asla kurtulamayacaktır.