vanhavadis @ hotmail.com

Merhaba, kıymetli dostlarım!

Bu yazımda karınca kararınca sizlere ilmin nakli ve akli olan kısmına değineceğim. Başta belirtiyim akli ilim olan, bilimi ayrı tutuyorum.

İnsan fıtratı gereği fiziki âlemde var olabilmesi ve hayatını devam ettirebilmesi için beslenmesi gerekir. Bu geçici ihtiyacı, geçici olan bedene vermesi elzemdir.

İlim ise; hem bu fiziki bedeni fıtrata yakışır şekilde devam ettirmek hem de ruhunun ebediliğinde muhatap olacağı, ruhunun sahibine karşı değerli olma ölçüsüdür, kanımca.

Çünkü insan bedenini toprağa verdirecek; lakin ruhu ise bir yolculuğa çıkacaktır. Bu yolculukta sahip olacağı değerli varlıklardan biri bekli de en önemlisi ilimdir. İlim her sır kapısının anahtarıdır.

Bu kadar kıymetli bir varlığı benim tanımlamam hadime değil lakin birkaç kelam etmek isterim.

 İlmin edinmenin iki yolu var: akli ve nakli. Akli yolu: insanın içinde bulunduğu ruh haline, bilgisine çevresine, inancına, kültürüne göre değişen ve gelişen sonuç itibariyle insanlık başlangıcından beri edinilen tecrübedir.

Bu tecrübe insan varlığı için kıymetlidir, önemlidir belli bir ölçüye kadar. Fakat kişiden kişiye ve olay ve olgulara göre değişeceğinden sınırlıdır.

Eğer insan tecrübeye göre kendi duygusuna çevresine göre konuşmak isterse beklide başvuracağı en önemli kaynak budur.

Yalnız çok kıymetli yönleri olduğu gibi çok negatif yönleri da olabiliyor. Dediğim gibi herkesin iç âlemi ve yaşadığı âlem farklıdır.

Yanı akli olan eğer yeterli bir olguya, tecrübeye sahip değilse, insan yanlışa götürebilir, hata bazen kendi nefsini tanrılaştıracak kadar da ilerletebilir. Çünkü sonucunda her şey benim dediğimdir, benim söylediğim doğrudur, mantığına varır insan.  Bireyselleştikçe bireyselleşir,  neredeyse evrende sadece kendini beğenir duruma gelir.

Nakli ilim ise; daha çok nesnel ve her insana eşit derecede hitap eder. 

Akıl, eğer yeteri bir nakil ilmine sahipse mükemmel bir muhakeme görevini yapar ve bu nakil ilimle artık kendi duygusuna çevresine göre değil, nakil ilminin gösterdiği ilim çerçevesinden hareket eder.

Mesela su nasıldır, tadı nasıldır? Bu akıl yoluyla ve tecrübeyle ifade edilebilir ki tadı kişiden kişiye değişebilir, her bir varlığın bunun hakkında kendine göre aklına göre tadını, rengini ifade edebilir.

Fakat suyun moleküleriyle ilgili konuştuğumuzda işin ehlinden edinilen nakil ilimle ifade edebiliriz ki; herkese göre değişmeyen bir karara varmış oluruz. Aksi durumda yanı akıl ile olan tecrübeye kalırsa beklide çoğu zaman yorumlar ve kanılar sonuç itibariyle bizi hüsrana uğratacaktır. Bazen çevremizdeki insanlarla muhabbet ettiğimizde anlaşamamamızın en büyük sebebi budur.

Yanı aklı o anda ona ne ikram ederse onu izah eder. Mantık ilmini kullanarak ‘’bence’’ diye, başlar. Oysa evreni, hata insan kendini bile ‘’bence’’ böyle diye açıklayacak bir ilme ve muhakeme gücüne sahip değilken nasıl böyle mükemmel bir tarzda aklını ve mantığını görebilir, yeterli olduğu kanısına varabilir.

Kızıl ötesi ve mor ötesi ışıkları, küçücük bir atomu bile kendince izah edemeyen bazı sözüm ona insanlar nasıl oluyor da nakil olmayan ilimlerden habersiz olarak akli ilimlerini kullanıyorlar.

Sonuç olarak şöyle özetleyeyim. Bir insan doktor olmadan tüm hastalıklar hakkında çok şey diyebilir ve aklını kullanarak önce ki hastalıklardan yolla çıkarak bazı teşhisler dile getirebilir. Hastalığa tanı koyabilir ama hiçbir nakil yoluyla tıp ilmini öğrenmiş bir doktor kadar, hastalığı teşhis edecek başarıya sahip olamayacaktır.

Burada şunu da demeden geçemeyeceğim din, ideoloji, kültür gibi topluma hitap eden değerlerde de maalesef insan akıl yolunu kullanmakta, nakil yoluyla gelen ilimden habersiz bi şekilde yorum yapmakta. Bu da var olan gerçek ilmin üzerine kara bulutlar getirmekte ilmin gerçeğini gizlemektedir. Gerçek ilmi değil, kendi yorumunu kendine hata başkasına aktarmaktadır.

Bu aktardığı ilmin gerçekle hiçbir zaman uyuşmamaktadır. Çünkü geçmişte bir temele dayanan ilimler ancak ve ancak nakil yoluyla temeline inip ne olduğu ya da ne olmadığının farkına varılabilir.

Nakil yoluyla iletilmeyen her ilim insanın kendi yorumu ve duygusundan başka bir şey değildir. Eğer dini anlatıyorsa nakil yoksa kendine yeni bir din üretmiş olacaktır keza kültür, ideoloji, tıp ya da başka bir şey için durum böyledir.

Bu da şu sunucu getirir: nakil değil de akli sunum yetersi z bir bilgi ve bazen manasız bir muhakeme olacaktır. Aklını nakil ilimle ve akli ilimde de tecrübe ortak olgu ve olaylar göre ve insani değerlerle şekillendirenlere selam olsun…