Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Milli Savunma Üniversitesi Müşterek Harp Enstitüsü ve Harp Enstitüleri Komuta ve Kurmay Eğitimi Mezuniyet Töreni'ne katıldı. Törende konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk milletinin dünyanın en güçlü ordularını, en büyük devletlerini kurmuş bir millet olduğunu vurgulayarak, “Tarihimizin her döneminde savaşa hazır olmanın önemini çok iyi biliyoruz. Kendi vatanımızda ve tüm dünyada barışı sağlamanın yolu caydırıcılıktan, yani bu hedefi gerçekleştirebilecek güce sahip olmaktan geçer. Bu gücün en önemli unsuru da iyi eğitilmiş, disiplinli, donanımlı, cesur bir ordunun mevcudiyetidir. Teknik, taktik ve stratejik üstünlüğü sağlamadan barıştan söz etmek, suya veya havaya yazı yazmak gibidir. Buradaki hocalarımızın yakından bildikleri gibi tarih boyunca milletimize ‘asker millet' denmiştir. Bunun sebebi savaşa çok meraklı oluşumuzdan değil, tüm fertleri ile bedenen ve manen mücadeleye daima hazır bulunmamızdan kaynaklanır. Uğrunda gözünü kırpmadan hayatını feda edebileceği değerleri söz konusu olduğunda bu milletin her bireyi ‘ölürsek şehit, kalırsak gazi' şiarıyla cepheye koşar. Bunun örnekleri Çanakkale başta olmak üzer yakın tarihimizde mevcuttur” ifadelerini kullandı.

“15 Temmuz tam bir milli irade şahlanışıdır”
Konuşmasında 15 Temmuz darbe girişimini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “15 Temmuz tam bir milli irade şahlanışıdır. Şahsımızın çağrısı üzerine milletimin her bir ferdi hiçbir zorlama olmadan sokaklara dökülmüş ve ülkesini işgale kalkışan darbecilerin karşısına dikilmiştir. Bir sonraki pazartesi günü 3. yıl dönümüne ulaşacağımız kutlu kıyama fiilen katılan milletimizin her bir ferdine, duaları ile bize destek veren dostlarımıza şükranlarımı sunuyorum. 15 Temmuz ister siyasetçi, ister asker, ister hoca hangi kılığa girerse girsin, milletimizin dostunu düşmanını hiç tereddütsüz ayırt edebilme ferasetine sahip olduğunu bir kez daha göstermiştir. Malazgirt'ten bugüne kadar vatanımız bütünlüğü, devletimizi bekası için hayatını feda eden tüm şehitlerimizi rahmetle ve minnetle yad ediyorum. Özellikle son dönemde terörle mücadelede ve 15 Temmuz'da toprağa düşen şehitlerimizin yakınlarına ve gazilerimize şükranlarımı sunuyorum” şeklinde konuştu.

“İçindeki aslan postuna bürünmüş çakallar titizlikle ayıklanarak Türk Silahlı Kuvvetlerine hep sahip çıkılır” 
Türk milletinin silahlı kuvvetleri “Peygamber Ocağı” olarak gördüğünü vurgulayan Erdoğan, “Peygamber ocağından, Mehmetçikten beklenen de medeniyetimizin bize bıraktığı mukaddes mirasa sahip çıkmaktır. İşte bu sebeple içindeki ayrık otları, dikenler, aslan postuna bürünmüş çakallar titizlikle ayıklanarak Türk Silahlı Kuvvetlerine hep sahip çıkılır, bu ocak hep el üstünde tutulur. Türkiye'nin gücünün milleti ve ordusu arasındaki bu bağdan aldığını görenler gayet bilinci şekilde saldırıların aynı noktaya yöneltmiştir. Peygamber ocağına tüm saldırlar göğsünde söndüren de, kanla suladığı nefret tohumlarını yeşertmek isteyenleri hüsrana uğratan da milletin kendisi olmuştur” diye konuştu. Ne zaman bölgemizde kritik gelişmeler yaşansa, ülkemiz içinde hem milletimiz kendi arasında bölmeye, hem ordumuzu yıpratmaya yönelik hadiselerin arttığına şahit oluruz. Mesela çeyrek asır boyunca ülkemizde çoğu temmuz ayında yoğunlaşan nice olaya şahit olduk. Bölücü örgüt doğu ve güneydoğu karakollarımıza, ilçe merkezlerimize kalabalık gruplarla saldırmaya başladı. Bingöl'de otobüsle intikal sırasında silahsız 33 askerimiz şehit edildi. Sivas'ta 33 misafir ve 2 otel görevlisinin yanarak öldüğü olaylar yaşandı. Başbağlar'da 33 vatandaşımız teröristler tarafında katledildi. İçeride istediklerini alamayanlar bundan on yıl sonra Süleymaniye'de farklı bir provokasyona yöneldiler. Bölücü örgütün 35 yıldır saldırılarına destek verenler, Suriye'de daha büyük bir tezgah kurmanın peşine düştüler. Esasen geziden çukur eylemlerine, FETÖ'nün ihanet girişimlerine kadar son dönemde yaşadığı hadiseler de bu büyük fotoğrafın bir parçasıdır. Bu tuzakların hepsi de hem milletimizi sindirmeyi, hem devleti çökertmeyi hem de ordumuzu etkisiz hale getirmeyi amaçlıyordu. Hamdolsun hepsinin üstesinden gelmeyi başardık. Bugün artık Türkiye varlığına ve birliğine yönelik saldırıları kendi topraklarında değil, doğrudan kaynağında karşılayabilme gücüne ulaşmış bir ülkedir. Ülkemizi terör örgütleri vasıtasıyla kendi içine hapsetme hamlelerinin önünü bu şekilde kestik. Milletimizle ordumuzun arasını açma gayretlerini bu şekilde boşa çıkardı. Suriye'deki oyunu bu şekilde bozduk. Doğu Akdeniz'deki oyunun istikametini bu şekilde değiştirdik” açıklamalarında bulundu.

“İHA, SİHA ürettik. Daha iyisini de birkaç içerisinde üretir hale geleceğiz” 
Savunma Sanayiini geliştirmeye yönelik çabaların devam edeceğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Savunma Sanayimizi geliştirmeye yönelik çabalarımızı hiçbir haklı gerekçesi olmadan baltalamaya yönelik adımları gerisindeki endişeyi gayet iyi biliyoruz. Amerika başkanlarına gittiğimde bana kiralık bir İHA dahi vermiyorlardı. Hele SİHA hiç vermiyorlardı. Ama kötü komşu bizleri ev sahibi yaptı. Şimdi İHA da SİHA da üretiyoruz. İnşallah onların çok daha ileri kalitesini de birkaç ay içerisinde üretir hale geleceğiz. Ülkemize savunma sanayi ile ilgili her alanda örtülü ve açık ambargo uygulayanlar bu işin yürek işi, azim işi olduğunu elbette anlayacaklar. Savunma sanayiinde yüzde 20 yerliden başladık şimdi yüzde 70 yerli üretimi yapar hale geldik. O gün geldiğinde biz artık kimseye ihtiyaç duymayacağımız noktada olacağımız için ne yaptırımların, ne dediklerinin bir önemi de kalmayacak” dedi.

“TSK'ya herhangi bir cuntacı darbeci zihniyetin sirayet etmemesi için bu yeni eğitim sistemini geliştirerek sürdürmekte kararlıyız” 
Türk Silahlı Kuvvetlerinin personel ihtiyacının karşılanması için eğitime büyük önem verdiklerini anlatan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“FETÖ'nün en çok hedef aldığı ve en büyük zararı verdiği subay eğitim kaynaklarımızı 15 Temmuz'un ardından yeniden yapılandırdık. Milli Savunma Üniversitemiz bünyesinde topladığımız bu eğitim birimleri takdire şayan bir hızla toparlandı. Çok kısa bir kesintinin arından ordumuzun her seviyedeki personel ihtiyacı bu kurumlarımız tarafından karşılanmaya başladı. TSK'ya bir daha ne FETÖ'nün, ne de başka herhangi bir cuntacı darbeci zihniyetin sirayet etmemesi için bu yeni eğitim sistemini geliştirerek sürdürmekte kararlıyız. Milletimi ve ordumuzu arasına kimsenin girmesine izin vermeyeceğiz. Çünkü bu ordu ve gücünü ondan alan Türkiye sadece kendi vatandaşlarına karşı sorumlu değildir. Tarihin her döneminde olduğu gibi bugün de umudunu bize bağlamış tüm dost ve kardeş topluluklar için de güçlü olmak zorundayız.”

“Srebrenitsa soykırımı gibi utanç verici siciller bizim askerimizde yok” 
Türk askerlerinin NATO'da yaptığı görevleri başarıyla yerine getirdiğini kaydeden Erdoğan, “Askerlerimiz bayrağımızın dalgalandığı her yerde ahlakları, vicdanları, sosyal ilişkileri ile etraflarında bir sevgi halesi oluşturmakta. Srebrenitsa soykırımı gibi diğer ülke askerlerinin utanç verici sicillerin hiçbiri bizim askerimize yaklaşamamıştır bile. İnşallah bundan sonra da Birleşmiş Milletler BM ve NATO bünyesinde üstlendiğimiz bütün görevleri layıkıyla yerine getirmeye devam edeceğiz. Türkiye NATO'ya da değer katan bir ülke olmuştur. Muhataplarımızdan aynı anlayışı gördüğümüz sürece taahhütlerimize bağlı kalacağız” dedi.

"Terörle mücadele bu gücümüz olmamış olsaydı Cudi'de, Gabar'da, Tendürek'te, Kandil'de Türk uçaklarını, İHA'ları, SİHA'ları göremezdik" 
Konuşmasında gündemde olan S-400 ve F-35 konusuna da değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
“Türkiye'nin son dönemde gündeminde olan konuların önemli bir kısmı savunma ağırlıklı. S 400 tartışması, F 35'lerin teslimatı hususu, Doğu Akdeniz'deki faaliyetlerimize yönelik tehditler ve Libya'daki son gelişmeler bunların arasında. PKK ve DEAŞ'ı ile Kuzey Irak ve Suriye'den ülkemize yönelik tehditler zaten bizim ana gündemimizdir. FETÖ ve benzeri yapılanmaları yakından takip ediyoruz. Uluslararası alanda ülkemizin ve dostlarımızın haklarını kararlılıkla savundukça savunma sanayinde maruz kaldığımız ambargoların arttığını görüyoruz. 17 yıl önce savunma sanayiinde ülkemizin dışa bağımlılık oranı neydi, bugün ne. İhtiyacımızı olan savunma sanayii ürünlerimizin sadece yüzde 20 sini üretebiliyorduk. Şimdi ise yüzde 70. Gerçekten büyük engellerle, zorluklarla, sabotajlarla mücadele ederek bu orana ulaştık. Geriye dönüp baktığımızda şayet bunu başaramamış olsaydık bugün ne halde olacağımızı düşünmek bile istemiyorum. Bu Terörle mücadele bu gücümüz olmamış olsaydı Cudi'de, Gabar'da, Tendürek'te, Kandil'de Türk uçaklarını, İHA'ları, SİHA'ları göremezdik. Şimdi orada bunların inlerine girdik. Şimdi onlar kaçacak başka delikler arıyorlar. Halen savunma sanayii konusunda aşmamız gereken pek çok sorun bulunduğunun farkındayız. Tıpkı milli muharip uçak gibi, kimi kritik mühimmatların üretimi gibi, tıpkı motor gibi şu anda karşılaştığımız zorluklar sebebiyle erteleme yoluna gittiğimiz her işin sonradan önümüze çıkardığı maliyetleri biliyoruz. Bunun için savunma sanayi projelerinde yerliliği ve milliliği yükseltecek projelere daha sıkı sarılacak, daha fazla kaynak aktaracağız.”