Bunu bir komplex haline de getirmeyelim. 100 yıldır her şeyi deneyen ve demokrasiden vazgeçmeyen bir Türkiye var çünkü. Yeniden ve geç kalmadan Parlamenter Sisteme geçelim dedi.

Meclis sıralarından alkışlarla sözü sık sık kesilen Cesur’un konuşması şöyle:

“Büyük Atatürk'ün ebediyete intikalinin 81'inci yılında 10 Kasımı iki gün evvel idrak ettik. Ondan on gün önce 29 Ekimi kutladık.

Cumhuriyetimiz 96 yaşında. Türkiye Cumhuriyeti çağdaşlık ve uygarlığa gidilen yolun giriş kapısı. Yoksulluğa, fukaralığa, çaresizliğe, cehalete, karanlığa isyan ederek ve haykırarak açılmıştır bu kapı.

Büyük Atatürk'ün Türkiye Cumhuriyeti, milli devlet olmayı hedeflemiştir. Barış içinde kalkınmasını yürütmeli ve uygar ülkelerde ne varsa, insanlar nasıl yaşıyor ise; ülkemizde de olmalı idi. Çocuklar okumalı, insanlar iş, güç sahibi olmalı idi ve insanlar mutlu olmalı idi.

Temel ölçümüz; Büyük Atatürk’ün belirttiği gibi; çağdaş uygarlık düzeyidir. Amacımız da TC vatandaşlarını çağdaş-demokratik bir devletin vatandaşı yapmak.

Nereden nereye gelinmiştir-bugün gelinen yerden ne ölçüde geri gidilmiştir? Soru bu!

Sıkıntılarımız var. Sıkıntıların bir kısmı ezelden beri olanlar. Dışardan veya içerden fark etmiyor. Ve her şeye rağmen güçlenerek gelebilmişiz. Bunu demokrasiye sımsıkı sarılarak yapabilmişiz. Bu unutulmamalıdır.

Çalkantılar, darbe dönemleri yaşadık ve bugünlere gelebildik. Demokrasimizi koruyabildik. TBMM'nde bu kürsüde konuşabiliyoruz.

Cumhuriyetin hukuk kuralları, koyduğu hedefe göre konmuş. Kurallar neler?

Yasalar önünde eşitlik,

• Hukukun üstünlüğü,

• Din ve vicdan hürriyetini teminat altına alan laiklik;

Bunlar; Cumhuriyetimizin temelini oluşturur. Demokratik Cumhuriyetseniz eğer, bunlardan vazgeçemezseniz.

Demokrasiyi hak etmek sürekli bir mücadele ister. Demokrasiyi işletecek olan kamuoyudur. Kişilerin de toplumların da hayat hakkı mücadele gücü kadardır.

Türkiye kurumlarıyla hukuk devletini işletiyordu.

Ortadoğu’ya, Balkanlara, Kafkaslara, Rusya’ya, Orta Asya’ya açılan bir kapı idi ve konumunun avantajlarını da iyi kullanarak  bir dünya devleti olmuştu.

Yönü AB olan, Türkiye ’siz Avrupa’nın eksik olacağını iyi anlatmış bir Türkiye!

Türkiye’nin Avrupa sayesinde var olmadığını, menfaatlerimiz gereği AB üyeliğini istediğimizi de anlatmış idi.

Türkiye dünyanın her yerindeki girişimcisi ve her yerde alıcı bulan Türk ürünleri ile özel sektörü ile önemli ekonomilerden biri idi. Tüm sıkıntılarına rağmen.

Gücünüzü iyi değerlendiremezseniz, her şey deprem ve artçıları gibi alt üst olabiliyor.

Bugün Barış pınarı harekâtı ile kenetlensek de birbirimize; dünyanın baktığı yerden bakın; gelinen nokta can sıkmıyor, iç acıtıyor.

Mevzu güven iklimi. Bu işleyen demokrasi ile mümkün.

İç barış çok önemli.

Barış, huzur ve güvenlik ise hukukun üstünlüğü ile mümkün.

Yani Türkiye Anayasal hukuk devleti- üstün irade de, milletin hür iradesi olacak. Her tür yönetim yetkisinin kaynağı bu irade olacak.

Bugün nasıl?

Nereden nereye gelinmiştir ve nereye gidilmektedir?

Başımızı dimdik tutarak cevap verebilmemiz lazım bu soruya!

Bir sistem deniyoruz.

Her gün demokrasi ortaoyununda debelenen kötü oyuncular olarak bugünü de atlattık mı diyeceğiz?

Yoksa sözü herkesin temsilinin sözde olmadığı Parlementer Sisteme biran evvel geçecek miyiz?

Bakınız "bugün karar alacak bir hükümetimiz var mı" sorusunun akla gelmesi dahi sistemin tutmadığının göstergesi. 

Milli iradenin girmediği-atanmış bakanlarla temsil kabiliyeti olmaz çünkü.

Geçen gün Meclis Eski Başkanımız Hüsamettin Cindoruk bir TV’de dedi ki; hükümet Meclis'te değil-balkonda.

Sahiden de bugün hükümet-halktan kopmuş; halkın temsilcileri bizlerden ve hatta iktidar milletvekillerinden kopmuş ve balkonda.

Bu devlet bir kurumlar devleti ve işletilmeyen kurumları ile maalesef işlemeyen en yüce kurumu TBMM ile bugün demokrasimiz hastanelik!

İki gün evvel 10 Kasımda Büyük Atatürk'ün aziz hatırası önünde ihtiramla eğildik ve Cumhuriyet Bayramı'mızı kutladık.

Hemen arkasından  1 Kasım'da 95. Doğum Günü’nde Cumhurbaşkanı  Süleyman Demirel'i ve 5 Kasım'da da ölüm yıldönümünde de Başbakan Bülent Ecevit'i rahmetle andık.

Onlar, farklı siyasi partilerde senelerce karşı siyaset yaptılar. Çatır çatır eleştirdiler birbirlerini. Gün geldi, Cumhuriyet ve demokrasi söz konusu oldu, Demirel Ecevit'e hükümeti kurma görevi verdi Cumhurbaşkanı olarak ve Ecevit Başbakan oldu.

Ecevit, Cumhurbaşkanlığı süresi dolunca, Demirel'in süresi uzatılsın diye cidden büyük çaba gösterdi. Zincirbozan'a beraber giderken fotoğrafta iki ayrı uçtalardı. Gün geldi. 1. Ölüm Yıldönümünde CHP'nin daveti üzerine Ecevit'i Demirel anlattı.

Onlar 50 sene Türk siyasetinde başrol üstlendi. Farklı çizgide yürüdüler. Ancak, birinin doğum, diğerinin ölüm günüyle aynı haftaya gelse de Cumhuriyet; onlar Atatürk Cumhuriyetinin çizgisinden hiç çıkmadılar.

Kendilerini Türk Milleti rahmetle, şükranla anmaktadır.

TBMM’nin Değerli Milletvekilleri;

Gelin Anayasamızı değiştirelim. Yalnız anayasayı değil, sistemi tepeden tırnağa sistem gözden geçirelim. T.C. 96. yılında çok şeyi yaptı ama daha iyisini yapabilmesi için Parlementer Sisteme geçmesi şart oldu.

Bunu bir komplex haline de getirmemek lazımdır. 100 yıldır her şeyi deneyen ve demokrasiden vazgeçmeyen bir Türkiye var çünkü” Dedi.